Konkordato Kapsamında Ortağın Şirkete Devrettiği Taşınmazda Tapu Harcı İstisnası

T.C. GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI İzmir Defterdarlığı Gelir Kanunları Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü Sayı: E-66813766-140[123-2026/2]-283039 Tarih: 15.04….

 

 

Konkordato Kapsamında Ortağın Şirkete Devrettiği Taşınmazda Tapu Harcı İstisnası

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İzmir Defterdarlığı

Gelir Kanunları Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

Sayı: E-66813766-140[123-2026/2]-283039

Tarih: 15.04.2026

Konu: Konkordato projesi kapsamında şirketin ortağı tarafından şirkete devredilen taşınmazın tapu harcı istisnası hk.

İlgi: …

İlgide kayıtlı özelge talep formu ve eklerinin incelenmesinden, konkordato projesi kapsamında borçlu olan … mülkiyetinde bulunan iki adet gayrimenkulün, yine konkordato projesi kapsamında borçlu olan şirketinize devredilmesine mahkemece izin ve karar verildiği, söz konusu devir işlemlerinin konkordato projesinde öngörülen borçların yapılandırılması ve konkordatonun başarıyla uygulanabilmesi amacıyla gerçekleştirileceği belirtilerek, söz konusu devir işlemlerinin tapu harcından istisna olup olmayacağı hakkında görüş talep edildiği anlaşılmaktadır.

492 sayılı Harçlar Kanununun 57 nci maddesinde, tapu ve kadastro işlemlerinden bu Kanuna bağlı (4) sayılı tarifede yazılı olanların, tapu ve kadastro harçlarına tabi olduğu; Kanuna bağlı (4) sayılı tarifenin “I-Tapu işlemleri” başlıklı bölümünün 20/a fıkrasında, gayrimenkullerin ivaz karşılığında veya ölünceye kadar bakma akdine dayanarak yahut trampa hükümlerine göre devir ve iktisabında gayrimenkulün emlak vergisi değerinden az olmamak üzere beyan edilen devir ve iktisap bedeli üzerinden (Cebri icra veya şuyuun izalesi hallerinde satış bedeli, istimlâklerde takdir edilen bedel üzerinden) devir eden ve devir alan için ayrı ayrı nispi harç alınacağı hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun 123 üncü maddesinde ise özel kanunlarla harçtan muaf tutulan kişilerle, istisna edilen işlemlerden harç alınmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun “Konkordatoda harç, vergi istisnaları ve teşvik belgeleri” başlıklı 308/g maddesinde,

“Tasdik edilen konkordato projesi kapsamında;

 

a) Yapılacak işlemler, 492 sayılı Harçlar Kanununa tabi harçlardan; bu işlemler nedeniyle düzenlenecek kâğıtlar, damga vergisinden,

b) Alacaklılar tarafından her ne nam altında olursa olsun tahsil edilecek tutarlar, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu gereği ödenecek banka ve sigorta muameleleri vergisinden,

c) Borçluya kullandırılacak krediler, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonundan,

istisna edilmiştir.

Bu istisna hükümleri konkordato projesinde belirtilen işlemler bakımından borçlu ile proje kapsamındaki alacaklılara özgü olarak uygulanır. Üçüncü kişiler bu istisna hükümlerinden yararlanamaz.”

hükümlerine yer verilmiştir.

Buna göre, 2004 sayılı Kanunun 308/g maddesinde yer alan istisna hükümleri, konkordato projesinde belirtilen işlemler bakımından borçlu ile proje kapsamındaki alacaklılara özgü olarak uygulanacak olup, üçüncü kişiler bu istisna hükümlerinden yararlanamayacaktır.

Başvurunuz hakkında Şirketinizden mail yoluyla alınan belgeler ile özelge talep formunuz eklerinin incelenmesinden,

– Şirketinizin konkordato talep ettiği ve buna istinaden hazırlanan Konkordato Ön Projesinin 5.4 maddesinde, “Konkordato kapsamındaki borçlar, ana faaliyetlerden elde edilecek nakit girişleri ve nakit akım tablosunda izah edilen detaylara göre ödenecektir. Proforma gelir tablosu ve nakit akım tablosunda ayrıntılı bir şekilde izah edildiği üzere, konkordato sürecindeki borçlarımız ana faaliyetlerden elde edilen nakit girişleri ve geçmiş dönemde tahakkuk etmiş bulunan alacak tahsilatları ve Şirket ortağına ait taşınmazların satışı ile ödenecektir.“, 6.7 maddesinde ise “Şirket ortağı tarafından, konkordato sürecinde borçların ödenmesi amacıyla şirkete kaynak tahsis edilmesi kapsamında kendisine ait olan taşınmazların satışını taahhüt etmiş ve kendisinden 30.06.2028 tarihli 7.000.000 TL ve 31.10.2028 tarihli 7.000.000 TL tutarında senetler alınmıştır. Bu senetler, şirket ortağının taahhüdünü resmî olarak belgelemekte ve konkordato projesi çerçevesinde finansal yapının güçlendirilmesine katkı sağlamaktadır.” açıklamalarına yer verildiği,

 

– Ayrıca, şirketin konkordato talep etmesinden dolayı mal varlığı ile şahsi olarak şirket borçlarına kefil olan şirket ortakları …. ve …nin de konkordato talep ettiği ve buna istinaden Konkordato Ön Projeleri hazırlandığı,

– İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin … tarihli ve … Esas numaralı ara kararında, davacılar …, … ve … tarafından açılan Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan) davasında davacılar vekilince, davacı gerçek şahsa ait taşınmazların davacı şirkete devri için izin verilmesinin talep edildiği, dosya kapsamı ile davacıların dosyaya sunduğu ön proje ve geçici konkordato komiserinin görüş raporu birlikte değerlendirildiğinde, dava dilekçesi ekinde sunulan konkordato ön projesinde davacı şirket ortağı aynı zamanda davacı … adına kayıtlı … İli, … İlçesi, … Mahallesi … ada, … parselde kayıtlı … ve … no.lu bağımsız bölümlerin şirketin borçlarının ödenmesi amacıyla şirkete kaynak olarak gösterildiği, taraflar arasında buna ilişkin taahhütname düzenlendiği ve ayrıca şirket ortağı tarafından da şirkete 14.000.000 TL bedelli senet düzenlenerek verildiği, davacı ortak … adına kayıtlı iki adet taşınmazın davacı şirkete devredilmesi ile davacı şirkete kaynak sağlanacağı, ayrıca davacı şirketten alacaklı olan alacaklıların da yararına bir durum oluşturacağı, bu nedenle devrin uygun olduğu kanaatine varıldığı belirtilerek, davacı şirket ortağı aynı zamanda davacı … adına kayıtlı iki adet taşınmazın davacı şirkete devrine izin verilmesine karar verildiği,

– İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin … tarihli ve … Esas sayılı duruşma tutanağında, konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğu değerlendirilmekle 2004 sayılı Kanunun 289/3 üncü maddesi uyarınca borçlu davacı …, … ve … hakkında 9/1/2026 tarihinden itibaren 1 yıllık kesin mühlet verilmesine karar verildiği

anlaşılmıştır.

 

Bu itibarla, … ile ortakları … ve … tarafından ayrı ayrı konkordata talebinde bulunulduğu ve buna ilişkin olarak hazırlanan Konkordato Ön Projelerinin değerlendirilmesi sonucunda İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesince borçlu davacı …, … ve … hakkında 9/1/2026 tarihinden itibaren 1 yıllık kesin mühlet verilmesine karar verildiği, …’nin Konkordato Ön Projesinde, konkordato sürecindeki borçların ana faaliyetlerden elde edilen nakit girişleri ve geçmiş dönemde tahakkuk etmiş bulunan alacak tahsilatları ile Şirket ortağına ait taşınmazların satışı ile ödeneceğinin ve Şirket ortağı tarafından, konkordato sürecinde borçların ödenmesi amacıyla şirkete kaynak tahsis edilmesi kapsamında kendisine ait olan taşınmazların satışını taahhüt etmesi nedeniyle senetler alındığının belirtildiği, ayrıca İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin … tarihli ara kararı ile … adına kayıtlı iki adet taşınmazın davacı şirkete devredilmesi ile davacı şirkete kaynak sağlanacağı ve davacı şirketten alacaklı olan alacaklıların da yararına bir durum oluşturacağından, devrin uygun olduğu kanaatine varılarak davacı şirket ortağı … adına kayıtlı iki adet taşınmazın davacı şirkete devrine izin verildiği hususları dikkate alındığında, tasdik edilen konkordato projesi kapsamında olması kaydıyla, Konkordato Ön Projeleri ve bu projelere ilişkin mahkeme kararı uyarınca borçlular arasında gerçekleştirilecek olan taşınmaz devir işlemlerinden 2004 sayılı Kanunun 308/g maddesi gereğince tapu harcı aranılmaması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.




SGK Genelgesi 2026/11

SGK Genelgesi 2026/11 T.C. SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü Sayı : E-95474873-100100-141208920 Konu: Kısmi Süreli Ça…

 

 

SGK Genelgesi 2026/11

SGK Genelgesi 2026/11

T.C.

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü

Sayı : E-95474873-100100-141208920

Konu: Kısmi Süreli Çalışanlardan Borçlanma Yapanların GSS Prim İşlemleri

Tarih: 06.05.2026

GENELGE

2026/11

Bilindiği üzere, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 88 inci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde; “3 üncü maddenin üçüncü fıkrası kapsamına girenler hariç olmak üzere; 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olmakla birlikte, 4857 sayılı Kanunun 13 üncü ve 14 üncü maddelerine göre kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlar ile ay içerisinde günün bazı saatlerinde çalışıp, çalıştığı saat karşılığında ücret alanlardan ay içerisinde sekiz gün ve daha az çalışanlar için eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerinin otuz güne tamamlanması zorunludur.” hükmü yer almaktadır.

Anılan madde gereği, aylık çalışma gün sayısı 8 gün ve altında olan sigortalıların eksik günleri için genel sağlık sigortası (GSS) primlerinin 30 güne tamamlanması zorunludur. Buna göre, ay içerisinde 8 gün ve daha az çalışan sigortalılar, Kanunun 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereği genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde bulunmamaları halinde gelir testi sonucuna göre 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (g) bendi (60/1/g) veya aynı maddenin (c) bendinin (1) numaralı alt bendi (60/1/c-1) kapsamında tescil edilecek ve bu kişilerin kalan sürelere ait GSS primleri tahakkuk ettirilecektir.

Diğer taraftan, Kanunun “Sigortalıların borçlanabileceği süreler” başlıklı 41 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde (41/1/i); bu bendin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki sürelere ilişkin olmak üzere, 4857 sayılı Kanuna göre kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan sigortalıların, kısmi süreli çalıştıkları aylara ait eksik süreleri borçlanabileceği; yine aynı maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde; (i) bendi kapsamında borçlanılacak sürelere ilişkin genel sağlık sigortası primlerinin ödenmiş olması halinde, genel sağlık sigortası primi ödenmiş bu sürelere ilişkin borçlanma tutarının %39 oranı üzerinden hesaplanacağı düzenlenmiştir.

Buna göre, 30 günden az çalışması nedeniyle ay içerisindeki eksik günler için 60/1/g bendi kapsamında tescil edilerek GSS primi tahakkuk ettirilen kişilerden söz konusu GSS prim borcunu ödemeksizin Kanunun 41/1/i bendi kapsamında borçlanma talebinde bulunarak anılan madde gereğince %45 üzerinden borçlandırılan ve hesaplanan borçlanma tutarını ödeyenlerin, ödeme yaptığı dönemlere ait 60/1/g bendi kapsamındaki prim borçlarını ödemelerine gerek bulunmamaktadır.

Bu doğrultuda, ay içerisinde 30 günden az çalışması bulunması nedeniyle kendisine 60/1/g bendi kapsamında tescil açılan kişilerden bu borcu ödemeksizin Kanunun 41/1/i bendi kapsamında borçlanma talebinde bulunarak %45 üzerinden hesaplanan borçlanma tutarını ödeyenlerin, ödeme yapılan dönemlere ait GSS tescil kayıtları ve buna ait GSS prim tahakkukları iptal edilecektir.

Örnek-1: Bir işverenin yanında kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan aynı zamanda genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde bulunmayan sigortalı A ocak ayı içerisinde 7 gün çalışmıştır. Bu çalışma nedeniyle, 2026/Ocak ayına ilişkin 60/1/g bendi kapsamında tescil edilerek eksik günlerine ait GSS primleri tahakkuk ettirilmiştir. Sigortalı A’nın bu borcu ödemeksizin daha sonra ocak ayına ait eksik günlerini 15.05.2026 tarihinde Kanunun 41/1/i bendi kapsamında %45 üzerinden borçlanması ve hesaplanan borçlanma tutarını ödemesi halinde 2026/Ocak ayına ilişkin 60/1/g kapsamındaki tescil kaydı ile bu aya ait GSS prim tahakkukları iptal edilecektir.

Örnek-2: Bir işverenin yanında kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan aynı zamanda genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde bulunmayan sigortalı B 2026/Şubat ayı içerisinde 5 gün çalışmıştır. Bu çalışması nedeniyle 2026/Şubat ayına ilişkin 60/1/g bendi kapsamında tescil edilerek eksik günlerine ait GSS primleri tahakkuk ettirilmiştir. Sigortalı B bu borcu ödemeksizin daha sonra 2026/Şubat ayına ait eksik günlerini 18.05.2026 tarihinde Kanunun 41/1/i bendi kapsamında %45 üzerinden borçlandırılmış ancak hesaplanan borçlanma tutarının tamamını ödememiştir. Ödediği tutar ile 10 günlük hizmet kazanması nedeniyle sigortalı B’nin 2026/Şubat ayında 10 günlük 60/1/g kapsamındaki tescil kaydı iptal edilecek, kalan süreye ait 60/1/g kapsamındaki GSS tescil kaydı ise devam edecektir.

Örnek-3: Bir işverenin yanında kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan ve eksik sürelerinde 60/1/c-1 alt bendi kapsamında tescili olan sigortalı C, 2026/Ocak ayı içerisinde 7 gün çalışmıştır. Bu çalışması nedeniyle 2026/Ocak ayına ait eksik günlerini 04.05.2026 tarihinde Kanunun 41/1/i bendi kapsamında borçlanmak istediğinde %39 üzerinden borçlandırılarak, borçlanma tutarının tamamını ödemiştir. Sigortalı C’nin 2026/Ocak ayına ilişkin 60/1/c-1 kapsamındaki tescil kaydı iptal edilmeyecektir.

Bu Genelge doğrultusunda 60/1/g bendi kapsamındaki genel sağlık sigortası tescili, Kanunun 41/1/i bendi kapsamında borçlanma talebinde bulunarak %45 üzerinden hesaplanan borçlanma tutarını ödemesi nedeniyle silinenlerin daha sonra borçlanma tutarının iadesini talep etmesi halinde; daha önce silinen genel sağlık sigortası tescil kaydı yeniden açılacaktır.

Örnek-4: Bir işverenin yanında kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan aynı zamanda genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde bulunmayan sigortalı D 2026/Şubat ayı içerisinde 7 gün çalışmıştır. Bu çalışması nedeniyle 2026/Şubat ayına ilişkin 60/1/g kapsamında tescil edilerek eksik günlerine ait GSS primleri tahakkuk ettirilmiştir. Sigortalı D bu borcu ödemeksizin daha sonra şubat ayına ait eksik günlerini 04.05.2026 tarihinde Kanunun 41/1/i bendi kapsamında %45 üzerinden borçlanmış, hesaplanan borçlanma tutarının tamamını ödemiş ve 60/1/g tescili silinmiştir. Sigortalı D’nin söz konusu borçlanma tutarının iadesini talep etmesi halinde daha önce silinen tescil kaydı yeniden açılacaktır.

Bilgilerini ve gereğini arz/rica ederim.

Yunus ELİTAŞ

Kurum Başkanı

 



İflas Kararı Tek Başına Değersiz Alacak Kaydı İçin Yeterli Değil

T.C. GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI Ankara Defterdarlığı Gelir Kanunları Usul Grup Müdürlüğü Sayı: E-27575268-105[2025-1808]-161290 Tarih: 13.03.2026 Konu:…

 

 

İflas Kararı Tek Başına Değersiz Alacak Kaydı İçin Yeterli Değil

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Ankara Defterdarlığı

Gelir Kanunları Usul Grup Müdürlüğü

Sayı: E-27575268-105[2025-1808]-161290

Tarih: 13.03.2026

Konu: Tahsil edilemeyen alacakların değersiz alacak olarak kaydı hk.

İlgi:

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden; şirketinizin ticari alacağının bulunduğu mükellef hakkında iflas kararı verildiği ve kararın kesinleştiği, iflas masasınca yapılan tasfiye işlemlerinden sonra alacağınızın bir kısmının tahsil edilemediği belirtilerek, alacağınızın tahsil edilemeyen kısmının kesinleşmiş iflas kararına istinaden 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesi kapsamında değersiz alacak olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda Defterdarlığımız görüşünü talep ettiğiniz anlaşılmaktadır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesinde, “Kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmıyan alacaklar değersiz alacaktır.

Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler.

İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacakları, gider kaydedilmek suretiyle yok edilirler.” hükümleri yer almaktadır.

Bu bağlamda, bir alacağın değersiz alacak olarak değerlendirilebilmesi için kazai bir hükme veya kanaat verici bir belgeye göre tahsiline imkan kalmadığının ispatı gerekmekte olup, bahse konu madde uygulamasında esas itibariyle, kaybedilmiş, tahsiline artık imkan kalmamış, değeri sıfıra inmiş alacaklar değersiz alacaklar kapsamında değerlendirilmektedir. Alacağın tahsil güçlüğünün objektif ve inandırıcı belgelerle ortaya konması, değersiz alacak uygulaması bakımından önem taşıdığından, Kanun koyucu tarafından, değersiz hale geldiği ileri sürülen alacağın ciddi olarak takip edildiğine ilişkin çabaların kazai bir hüküm veya kanaat verici bir vesika ile tevsiki öngörülmüştür. Kazai bir hükümden anlaşılması gereken, alacağın tahsili için kanun yollarına başvurulmuş olması, icra takibinin yapılmış bulunması, bu müracaatlar ve takipler sonunda, alacağın ödenmeyeceğine hakim tarafından hükmedilmiş olmasıdır. Kanaat verici vesika teriminden ise ödemeyi imkânsız hale getirmiş hal ve sebepler sonucu ortaya çıkmış belgelerin anlaşılması gerekmekte olup, vergi hukuku uygulaması bakımından kanaat verici vesikalara;

– Borçlunun herhangi bir mal varlığı bırakmadan ölümü veya 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 32 ve izleyen maddelerine göre mahkemelerce borçlu hakkında verilen gaiplik kararı ve mirasçılarından mirası reddettiklerine dair sulh hukuk mahkemelerince verilmiş bulunan mirası red kararı,

– Borçlu aleyhine alacaklı tarafından açılan davayı borçlunun kazandığına dair mahkeme kararı,

– Mahkeme huzurunda alacaktan vazgeçildiğine ilişkin olarak düzenlenmiş belgeler,

– Alacaktan vazgeçildiğine dair konkordato anlaşması,

– Borçlunun dolandırıcılıktan mahkûm olması ve herhangi bir mal varlığı bulunmadığını belgeleyen resmi evrak,

– Borçlunun adresinin saptanamaması nedeniyle icra takibat dosyasının kaldırıldığını ve yasal süresi içerisinde yenileme talebinde de bulunulmadığını gösteren icra memurluğu yazısı,

– Gerek doğuşu gerekse vazgeçilmesi bakımından belli ve inandırıcı sebepleri olmak şartıyla alacaktan vazgeçildiğini gösteren anlaşmalar, (Alacaklının tek taraflı irade beyanı ile alınmasından vazgeçilen alacakların, değersiz alacak olarak zarar kaydı mümkün değildir.)

– Ticaret mahkemesince borçlu hakkında verilen iflas kararı dolayısıyla ilgili masa tarafından alacakların tasfiyeye tabi tutulması sonrasında verilen iflasın kapanması kararına ilişkin belgeler

örnek olarak sayılabilir.

Ayrıca, bir alacağın Vergi Usul Kanunu bağlamında değersiz alacak hüviyeti kazanmasına dayanak oluşturan kanaat verici belgelerin veya mahkeme kararının ilgili olduğu yıla ait gider hesaplarına intikal ettirilmek suretiyle zarar yazılması gerekmekte, zarar yazılması gereken yıldan önceki yahut sonraki yıllarda zarar yazılması mümkün bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, iflas yolu ile takip, iflasa tabi kişiler hakkında yürütülen külli bir takip yolu olup, yetkili yargı mercii tarafından verilecek iflas kararı ile kararın verildiği gün ve saat itibariyle iflas açılmış olmaktadır. Böylelikle iflasa tabi kişi müflis sıfatını kazanmaktadır. İflas halinde, istisnai durumlar haricinde esas itibariyle, borçlu aleyhinde haciz yoluyla yapılan takiplerle teminat gösterilmesine ilişkin takipler durmaktadır. Alacaklının borçluyu dava etmesi veya icra yoluyla takip edebilmesi yasal olarak mümkün bulunmamaktadır. Ayrıca, iflas halinde söz konusu takip yolları kapanmakta, sadece iflas masasına kayıt olma hakkı verilmekte, cebri icra ve külli tasfiye yolu olan iflas halinde bütün alacaklılar eşit şekilde işlem görmekte, dolayısıyla ferdi icra takiplerine izin verilmemektedir.

Buna göre, 213 sayılı Kanunun 322 nci maddesi uygulamasında, borçlu şirket hakkında mahkemece verilmiş iflas kararı ile iflasın açılmış olması, borçludan olan alacakların değersiz alacak olarak kabul edilerek hesaplara intikal ettirilebilmesi için yeterli bulunmamakta olup, bu bağlamda mahkeme kararı çerçevesinde iflasın açılması ile oluşturulan iflas idaresi/dairesi tarafından yapılacak tasfiye işlemleri neticesinde söz konusu alacaklarınızdan tahsil kabiliyetinin olmadığı (tahsil edilemeyeceği) anlaşılan bir tutar kalması halinde, bu bakiye alacağınızın mahkemenin iflasın kapanmasına ilişkin kararına veya iflasın kapanmasına yönelik olarak iflas idaresinden/dairesinden alınacak belgelere dayanılarak, belgelerin/kararın temin edildiği yıl hesaplarına değersiz alacak olarak intikali mümkün bulunmaktadır.

Ancak, somut olayda, iflasın kapandığına dair verilen mevcut bir mahkeme kararının bulunmadığı dikkate alındığında, tahsil kabiliyeti kalmadığı belirtilen tutarın değersiz alacak olarak hesaplara intikal ettirilmesi mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.




İkinci El Motorlu Kara Taşıtı Ticareti Yetki Belgesi Olanlara İhale Araçlarında Noter Harcı Yok

T.C. GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI İzmir Defterdarlığı Gelir Kanunları Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü Sayı: E-66813766-140[38-2026/9]-321949 Tarih: 30.04.2…

 

 

İkinci El Motorlu Kara Taşıtı Ticareti Yetki Belgesi Olanlara İhale Araçlarında Noter Harcı Yok

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İzmir Defterdarlığı

Gelir Kanunları Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

Sayı: E-66813766-140[38-2026/9]-321949

Tarih: 30.04.2026

Konu: İkinci El Motorlu Kara Taşıtı Ticareti Yetki Belgesi Bulunanların İhaleden Almış Oldukları Araçların Tescilinde Noter Harcı

İlgi: …

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzdan, otomobillerin ve hafif motorlu kara taşıtlarının perakende ticareti ile iştigal ettiğiniz, çoğunlukla vergi dairesi, SGK ya da icra müdürlüklerinin yaptığı ihalelerden ikinci el araç satın aldığınız, İkinci El Motorlu Kara Taşıtı Ticareti Yetki Belgenizin bulunmasına rağmen ihaleden aldığınız araçların tescili sırasında noterliklerde tarafınızdan harç talep edildiği belirtilerek, konu hakkında görüş talep edildiği anlaşılmaktadır.

492 sayılı Harçlar Kanununun 38 inci maddesinin birinci fıkrasında, noter işlemlerinden bu Kanuna bağlı (2) sayılı tarifede yazılı olanların noter harçlarına tabi olduğu; 40 ıncı maddesinde, noter harçlarını, harca mevzu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle mükellef oldukları; 41 inci maddesinde, noter harçlarının (2) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer veya ağırlık ölçüsüne göre nispi, işlemin nevi ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan, 7566 sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 7 nci maddesiyle 492 sayılı Kanuna bağlı (2) sayılı tarifenin I inci bölümünün mülga (5) numaralı fıkrası, 1/1/2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere “5. 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında araçların ilk tescil işlemleri ile tescil edilmiş araçların satış ve devirlerinde, 1.000 TL’den az olmamak üzere satış ve devir bedeli üzerinden (Binde 2)

Tescil edilmiş araçların ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yetki belgesi bulunanlara yapılan satış ve devirlerinde bu harç alınmaz.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.

Diğer taraftan, kayıtların incelenmesi neticesinde, Tire Vergi Dairesi Müdürlüğünde 17/9/2021 tarihinden itibaren 478114 Nace Koduyla “Otomobillerin Ve Hafif Motorlu Kara Taşıtlarının Perakende Ticareti (Elektrikli Olanlar İle Ambulans Ve Minibüs Benzeri Motorlu Yolcu Taşıtları Dahil)” mükellefiyet kaydınızın olduğu, Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğünün bila tarih ve 116872326 sayılı yazısı ekinde bildirilen listede ve “ietts.gtb.gov.tr” internet adresinde yer alan “İkinci El Motorlu Kara Taşıtı Ticareti Yetki Belgesi Sorgulama” ekranından yapılan sorgulamada … numaralı İkinci El Motorlu Kara Taşıtı Ticareti Yetki Belgenizin bulunduğu tespit edilmiştir.

Bu itibarla, 492 sayılı Kanuna bağlı (2) sayılı tarifenin I/5 fıkrasında tescil edilmiş araçların ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yetki belgesi bulunanlara yapılan satış ve devirlerinde harç alınmayacağının hükme bağlandığı dikkate alındığında, vergi dairesi, SGK ya da icra müdürlüklerinin yaptığı ihalelerden satın aldığınız ikinci el araçların tarafınıza satış ve devri suretiyle adınıza tescili işleminde söz konusu harcın alınmaması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.




Bağımsız Denetime Tabi Şirketlerin Belirlenmesine İlişkin Usul Ve Esaslar Değişti

Mevzuatın Adı: Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulunun 04/05/2026 Tarihli ve 75935942-050.01.04-[01/42169] Sayılı Kararı 07 Mayıs 20… 

 

 

Bağımsız Denetime Tabi Şirketlerin Belirlenmesine İlişkin Usul Ve Esaslar Değişti

Mevzuatın Adı: Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulunun 04/05/2026 Tarihli ve 75935942-050.01.04-[01/42169] Sayılı Kararı

07 Mayıs 2026 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 33246

Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumundan:

KURUL KARARI

Karar No: 75935942-050.01.04-[01/42169]

Karar Tarihi: 04.05.2026

Konu: Bağımsız Denetime Tabi Şirketlerin Belirlenmesine Dair Cumhurbaşkanı Kararına İlişkin Usul ve Esaslarda Değişiklik Yapılması Hakkında Usul ve Esasların Yayımlanması

17/3/2026 tarihli ve 33199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11066 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla, 30/11/2022 tarihli ve 32029 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6434 sayılı Bağımsız Denetime Tabi Şirketlerin Belirlenmesine Dair Cumhurbaşkanı Kararında (Karar) yapılan değişiklikler çerçevesinde, “Bağımsız Denetime Tabi Şirketlerin Belirlenmesine Dair Cumhurbaşkanı Kararına İlişkin Usul ve Esaslar”da gerekli değişikliklerin yapılmasını teminen, Kararın 5 inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca hazırlanan ve ekte yer alan “Bağımsız Denetime Tabi Şirketlerin Belirlenmesine Dair Cumhurbaşkanı Kararına İlişkin Usul ve Esaslarda Değişiklik Yapılması Hakkında Usul ve Esaslar”ın yayımlanmasına karar verilmiştir.

BAĞIMSIZ DENETİME TABİ ŞİRKETLERİN BELİRLENMESİNE DAİR CUMHURBAŞKANI KARARINA İLİŞKİN USUL VE ESASLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA USUL VE ESASLAR

MADDE 1– 16/1/2023 tarihli ve 32075 sayılı 1 inci mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanan Bağımsız Denetime Tabi Şirketlerin Belirlenmesine Dair Cumhurbaşkanı Kararına İlişkin Usul ve Esasların 5 inci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(5) İkinci, üçüncü ve dördüncü fıkrada belirtilen şirketlerin denetime tabi olması için ilgili fıkralarda belirtilen üç ölçütten en az ikisinin eşik değerlerini art arda iki hesap döneminde aşması gerekir. Birbirini takip eden hesap dönemlerinde aşılan iki ölçütün aynı ölçütler olması şart değildir. Eşik değerlere tabi olan örnek bir şirketin denetime tabi olma durumu aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:

Hesap dönemleri Aktif toplamı Karar’da belirtilen eşik değeri aşıyor mu? * Yıllık net satış hasılatı Karar’da belirtilen eşik değeri aşıyor mu? * Çalışan sayısı Karar’da belirtilen eşik değeri aşıyor mu? * Ölçütlerden en az ikisinin eşik değerini aşıyor mu? Denetime tabi mi?
1/1-31/12 2024 Evet Hayır Evet Evet Referans yıl
1/1-31/12 2025 Evet Evet Hayır Evet Referans yıl
1/1-31/12 2026 Evet 1

MADDE 2– Aynı Usul ve Esasların 5 inci maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(6) Eşik değerlerde değişiklik yapılması durumunda, değişikliğin yürürlüğe girdiği hesap döneminden önceki hesap dönemleri için denetime tabi olma veya denetim kapsamından çıkma hususlarının değerlendirilmesi, ilgili hesap dönemleri için geçerli olan eşik değerler esas alınarak yapılır. Konuya ilişkin örnek durum aşağıda açıklanmıştır:

Örnek: Genel denetim ölçütlerine tabi olan şirketler için Karar’da belirtilen eşik değerler 1/1/2026 ve sonrasında başlayan hesap dönemlerinde esas alınmak üzere revize edilmiştir. Şirket, 2025 hesap dönemi için denetime tabi olup olmadığını belirleyecektir.

Yukarıdaki örnekte şirket 2025 hesap dönemi için denetime tabi olup olmadığını hesaplamaktadır. Bu durumda şirket, 1/1/2026 ve sonrasında başlayan hesap dönemlerinde esas alınmak üzere revize edilen yeni eşik değerleri değil, 2025 hesap döneminde denetime tabi olmak için geçerli olan eşik değerleri esas almalı, bu eşik değerlerin önceki iki hesap döneminde (2024 ve 2023) aşılıp aşılmadığını belirlemelidir.”

MADDE 3– Aynı Usul ve Esasların 10 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(1) Eşik değerleri aştığı için denetime tabi olan şirketler, tek başına veya bağlı ortaklıkları ve iştirakleriyle birlikte, 5 inci maddede belirtilen ölçütlerden en az ikisine ait eşik değerlerin iki hesap döneminde art arda altında kalması durumunda, müteakip hesap döneminden itibaren denetim kapsamından çıkar. Birbirini takip eden hesap dönemlerinde eşik değerlerin altında kalınan iki ölçütün aynı olması şart değildir. Aşağıdaki tabloda, ilgili hesap dönemleri itibarıyla ölçütlerin eşik değerlerini aşarak denetime tabi olan ancak sonraki dönemlerde ölçütlerden en az ikisine ait eşik değerlerin altında kaldığı için denetim kapsamından çıkan bir şirkete ilişkin örnek bir durum gösterilmiştir:

Hesap dönemleri Aktif toplamı Karar’da belirtilen eşik değerin altında kalıyor mu? Yıllık net satış hasılatı Karar’da belirtilen eşik değerin altında kalıyor mu? Çalışan sayısı Karar’da belirtilen eşik değerin altında kalıyor mu? Ölçütlerden en az ikisine ait eşik değerin altında kahyor mu? Denetime tabi mi?
1/1-31/12 2024 Hayır Evet Hayır Hayır Referans yıl
1/1-31/12 2025 Hayır Hayır Evet Hayır Referans yıl
1/1-31/12 2026 Hayır Evet Evet Evet 2 Evet **
1/1-31/12 2027 Evet Evet Hayır Evet Evet 3
1/1-31/12 2028   Hayır 4

MADDE 4– Aynı Usul ve Esasların Geçici l’inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(1) 11 inci madde uyarınca 2024 yılında denetim kapsamında olunup olunmadığının belirlenmesinde, 2022 yılı için enflasyon etkisine göre düzeltilmemiş finansal tablolar esas alınır.

(2) 11 inci madde uyarınca 2025 yılında denetim kapsamında olunup olunmadığının belirlenmesinde, 2023 hesap dönemi için aktif toplamı ve yıllık net satış hasılatı açısından bu döneme ait genel kurulda onaylanan finansal tablolarda yer alan tutarlar esas alınır.

(3) İkinci fıkrada yer alan hüküm, ilgili TMS’ler uyarınca enflasyon muhasebesi uygulamasının devam ettiği her hesap dönemi için aynen uygulanır.”

MADDE 5– Aynı Usul ve Esaslar’ın Geçici 2’nci, Geçici 3’üncü ve Geçici 4’üncü maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 6– Bu Usul ve Esaslar yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 7– Bu Usul ve Esasların hükümlerini Kurum Başkanı yürütür.

* Şirketin belirli bir hesap döneminde denetime tabi olup olmadığının belirlenmesinde, söz konusu hesap dönemi için geçerli olan eşik değerler esas alınır ve bu eşik değerlerin önceki iki hesap döneminde aşılıp aşılmadığına bakılır. Yukarıdaki tabloda şirketin 2026 hesap döneminde denetime tabi olma durumu ele alınmış olup, bu kapsamda 2026 hesap döneminde denetime tabi olmak için geçerli olan eşik değerlerin 2024 ve 2025 hesap dönemlerinde sağlanıp sağlanmadığı değerlendirilmiştir.

** Ölçütlerden en az ikisinin eşik değerini art arda 2024 ve 2025 hesap dönemlerinde aştığından 2026 hesap dönemi için denetime tabidir.

1 Ölçütlerden en az ikisinin eşik değerini art arda 2024 ve 2025 hesap dönemlerinde aştığından 2026 hesap dönemi için denetime tabidir.

2 2026 hesap döneminde ölçütlerden en az ikisinin eşik değerlerinin yüzde yirmi veya daha fazla oranda altında kalınmadığı varsayılmıştır.

3 2025 ve 2026 hesap dönemlerinde ölçütlerden en az ikisine ait eşik değerin altında kalmadığından 2027 hesap dönemi için bağımsız denetime tabidir.

4 2026 ve 2027 hesap dönemlerinde ölçütlerden en az ikisine ait eşik değerin altında kaldığından 2028 hesap dönemi için bağımsız denetime tabi değildir.

 




Kalkınma Ajansı ve Cumhurbaşkanlığı Hibeleri Kurum Kazancına Dahil Edilmeyecek

Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri ile tasarım faaliyetlerinde bulunanların; kamu kurum ve kuruluşları, kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge ve yenilik projeleri ile tasarım projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar ile uluslararası fonlardan aldıkları destekler özel bir fon hesabında tutulur…

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Sivas Defterdarlığı

Gelir Yönetimi, Denetim, Hukuk ve İhtilaflı İşler Grup Müdürlüğü

Sayı: E-31315688-125[2025]-

Tarih: 02.04.2026

Konu: Kalkınma Ajansından Alınan Hibe Tutarının Vergilendirilmesi

İlgi:

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzdan;

– Sermayesinin tamamına … sahip olduğu Şirketinizin, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, Orta Anadolu Kalkınma Ajansı (ORAN) tarafından yürütülen 2024 Yılı Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı (CMDP) kapsamında desteklenmesine karar verilen “…. adlı Ar-Ge projesini yürüttüğü, toplam bütçesi …. TL olan proje kapsamındaki …. TL desteğin ORAN Kalkınma Ajansı tarafından karşılanacağı, kalan …. TL eş finansmanın ise şirketiniz tarafından sağlanacağı,

– Ayrıca, proje faaliyetlerinin tamamlanabilmesi için Cumhurbaşkanlığı tarafından proje için şirketinize …. TL hibe verildiği,

– Proje kapsamında çeşitli amortismana tabi iktisadi kıymetlerin satın alındığı ve şirket aktifine kaydedildiği

belirtilerek, Ar-Ge projesi kapsamında ORAN Kalkınma Ajansı ve Cumhurbaşkanlığı tarafından şirketinize aktarılacak destek tutarlarının gelir olarak kaydedilip kaydedilmeyeceği ile kurumlar vergisi matrahına dahil edilip edilmeyeceği hususlarında görüşümüzün istenildiği anlaşılmaktadır.

5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinde, “(1) Ar-Ge ve tasarım indirimi: Teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen Ar-Ge ve yenilik projelerinde, rekabet öncesi işbirliği projelerinde ve teknogirişim sermaye desteklerinden yararlananlarca gerçekleştirilen Ar-Ge ve yenilik harcamalarının tamamı ile bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde gerçekleştirilen münhasıran tasarım harcamalarının tamamı, 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesine göre kurum kazancının ve 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesi uyarınca ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılır. Cumhurbaşkanınca belirlenen kriterleri haiz Ar-Ge merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan Ar-Ge ve yenilik harcamalarının bir önceki yıla göre artışının yüzde ellisine kadarı; Cumhurbaşkanınca belirlenen kriterleri haiz tasarım merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan tasarım harcamalarının bir önceki yıla göre artışının yüzde ellisine kadarı yukarıdaki esaslar dâhilinde indirim konusu yapılabilir. Belirlenen kriterlere göre kanuni hadler içerisinde oranları ayrı ayrı veya birlikte farklılaştırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Ayrıca bu harcamalar, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre aktifleştirilmek suretiyle amortisman yoluyla itfa edilir, bir iktisadi kıymet oluşmaması halinde ise doğrudan gider yazılır. Kazancın yetersiz olması nedeniyle ilgili hesap döneminde indirim konusu yapılamayan tutar, sonraki hesap dönemlerine devredilir. Devredilen tutarlar, takip eden yıllarda 213 sayılı Kanuna göre her yıl belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak dikkate alınır.

(7) Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri ile tasarım faaliyetlerinde bulunanların; kamu kurum ve kuruluşları, kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge ve yenilik projeleri ile tasarım projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar ile uluslararası fonlardan aldıkları destekler özel bir fon hesabında tutulur. Bu fon, 193 sayılı Kanun ve 5520 sayılı Kanuna göre vergiye tabi kazancın ve ilgili yılda yapılan Ar-Ge veya tasarım harcaması tutarının tespitinde dikkate alınmaz. Bu fonun, elde edildiği hesap dönemini izleyen beş yıl içinde sermayeye ilâve dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi halinde, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğratılmış sayılır.

…” hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan, Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesine İlişkin Uygulama ve Denetim Yönetmeliğinde 5746 sayılı Kanunda yer alan Ar-Ge indirimi uygulamasına ilişkin usul ve esaslar ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup ayrıca konuyla ilgili 6 seri no.lu 5746 sayılı Kanun Genel Tebliğinde de konuya ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.

Mezkûr Yönetmeliğin;

– 7 nci maddesinde, “(1) Ar-Ge ve yenilik faaliyeti ile tasarım faaliyeti kapsamında değerlendirilen harcamalar aşağıda yer almaktadır:

b) Amortismanlar:

1) Ar-Ge, yenilik veya tasarım faaliyetlerinin yürütülmesi amacıyla iktisap edilen amortismana tabi iktisadi kıymetler için ayrılan amortismanlardan oluşur.

2) Ar-Ge, yenilik veya tasarım faaliyeti dışında başka faaliyetlerde de kullanılan makine ve teçhizata ilişkin amortismanlar, bunların Ar-Ge, yenilik veya tasarım faaliyetlerinde kullanıldığı gün sayısına göre hesaplanır…”

– 33 üncü maddesinde, “(1) Ar-Ge ve yenilik veya tasarım faaliyetlerinde bulunanların, kamu kurum ve kuruluşları, kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar ile uluslararası fonlardan aldıkları hibe destekler, desteğin tabi olduğu mevzuat hükümlerine uygun olarak özel bir fonda izlenir.

(2) Bu fonda yer alan tutarlar, Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanununa göre vergiye tabi kazancın tespitinde gelir, Ar-Ge ve tasarım indirimi tutarının tespitinde Ar-Ge, yenilik ve tasarım harcaması olarak dikkate alınmaz.

(3) Bu fonun elde edildiği hesap dönemini izleyen beş yıl içinde sermayeye ilave dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi hâlinde, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler vergi ziyaı cezası ve gecikme faiziyle birlikte işletmeden tahsil edilir.

(4) Ar-Ge ve yenilik veya tasarım faaliyetlerinde bulunanların, kamu kurum ve kuruluşları, kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar ile uluslararası fonlardan aldıkları geri dönüşlü destekler bu kapsamda değerlendirilmez.”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Orta Anadolu Kalkınma Ajansının …. tarih ve …. sayılı yazısında, Ajans tarafından desteklenen …. başlıklı projenin Ar-Ge, yenilik ve tasarım projesi olarak değerlendirildiği belirtilmiştir.

Bu çerçevede, Orta Anadolu Kalkınma Ajansı ile Cumhurbaşkanlığı tarafından Ar-Ge projenize yönelik olarak hibe şeklinde sağlanan destek tutarlarının, elde edildiği tarihte özel bir fon hesabına alınması, söz konusu fon hesabında izlenen tutarların kurum kazancına dahil edilmemesi ve bu tutarlardan karşılanan Ar-Ge harcamalarının Ar-Ge indirimine konu edilmemesi gerekmektedir.

Öte yandan, Ar-Ge faaliyetleri kapsamında amortismana tabi iktisadi kıymetlerin edinilmesi halinde, bu iktisadi kıymetlerin maliyet bedelinin değil, ilgili hesap döneminde ayrılan amortisman tutarının Ar-Ge harcaması olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır. Ancak, söz konusu iktisadi kıymetlerin finansmanının bir kısmının şirketiniz tarafından, bir kısmının ise kamu kurumları tarafından sağlanan desteklerle karşılanması durumunda, yalnızca şirketiniz tarafından karşılanan kısma isabet eden amortisman tutarının Ar-Ge indirimine konu edilmesi mümkün olup, destek tutarına isabet eden amortisman tutarı için Ar-Ge indiriminden yararlanılması mümkün bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.




Müsadere Edilen Bağlı Ortaklık ve İştiraklerin Kayıtlı Değerleri Gider Yazılamayacak

Şirketin Bağlı Ortaklık/İştiraklerinin İştirakler/Bağlı Ortaklıklar Hesaplarından Çıkarılan Enflasyon Düzeltmesi Sonucu Oluşanlar Dahil Maliyet Bedeli/Kayıtlı Değerinin Kazancın Tespitinde İndirimi

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Defterdarlığı

Gelir Kanunları Gelir ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

Sayı: E-62030549-125[6-2025/]-

Tarih: 21.04.2026

Konu: Şirketin Bağlı Ortaklık/İştiraklerinin İştirakler/Bağlı Ortaklıklar Hesaplarından Çıkarılan Enflasyon Düzeltmesi Sonucu Oluşanlar Dahil Maliyet Bedeli/Kayıtlı Değerinin Kazancın Tespitinde İndirimi

İlgide kayıtlı özelge talep formu ve eklerinin incelenmesinden,

-Şirketinizin iştirakleri ve bağlı ortakları adına … …/… Esas, …/… Karar sayılı dosyası ile ilgili verilen müsadere kararının … tarihli …/… Esas …/… sayılı ilamıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 54 ve 55 inci maddeleri uyarınca müsaderesine ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince temyiz davasının esastan reddiyle mahkumiyet, beraat ve müsadereye ilişkin hükümlerin ayrı ayrı onanmasına karar verildiği,

-……………………………… Daire Başkanlığının …/…/……… tarih E-…-…-… sayılı yazıları ile; Şirketlerin müsaderesine ilişkin yargı merci kararı uyarınca pay defterlerinde “5237 sayılı Kanunun 54 ve 55 inci maddeleri uyarınca müsaderesine” kaydı işlenerek Maliye Hazinesi adına gerekli değişikliklerin yapılması ve yapılan işlemler konusunda bilgi verilmesine ilişkin talimat gönderildiği, bunun üzerine Şirketlerin müsaderesine ilişkin yargı merci kararı uyarınca pay defterlerinde 5237 sayılı Kanunun 54 ve 55 inci maddeleri uyarınca müsaderesine kaydı işlenerek T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı adına tek ortak olarak gerekli değişikliklerin yapıldığı

belirtilerek, mahkeme kararı gereği müsaderesine karar verilen bağlı ortaklık ve iştiraklerinizin Şirketinizin iştirakler ve bağlı ortaklıklar hesaplarından çıkarılmak zorunda olunan enflasyon düzeltmeleri sonucu oluşanlar dahil maliyet bedellerinin veya kayıtlı değerlerinin Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi hükmü uyarınca kurum kazancının tespitinde gider olarak indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmaktadır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, “(1) Kurumlar vergisi, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safî kurum kazancı üzerinden hesaplanır.

(2) Safî kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticarî kazanç hakkındaki hükümleri uygulanır. ……….” hükmü yer almaktadır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun;

– 38 inci maddesinde, “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu’nun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41’inci maddeleri hükümlerine uyulur.”

– 40 ıncı maddesinde, “Safi kazancın tespit edilmesi için, aşağıdaki giderlerin indirilmesi kabul edilir:

3. İşle ilgili olmak şartiyle, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar;

…”

hükümlerine yer verilmiştir.

Bu çerçevede, mahkeme kararı gereği müsaderesine karar verilen bağlı ortaklık ve iştiraklerinizin Şirketinizin iştirakler ve bağlı ortaklıklar hesaplarından çıkarılması gereken enflasyon düzeltmeleri sonucu oluşanlar dahil maliyet bedelleri veya kayıtlı değerlerinin, Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi kapsamında değerlendirilmeyeceğinden, kurum kazancının tespitinde gider olarak indirim konusu yapılması mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.




Birleşme ve Devralma Kılavuzlarında Yeni Dönem: Rekabet Kurumu Güncellemeleri Yayımladı

>Bilindiği üzere birleşme-devralma mevzuatının güncellenmesine yönelik olarak yürütülen çalışmalar kapsamında 2010/4 sayılı Rekabet Kurumundan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de 2026 yılı Şubat ayında bazı değişiklikler yapılmıştır. Rekabet Kurulu tarafından Tebliğ’in güncellenen hali ile uyumlu olarak çeşitli kılavuzlarda da değişikliklere gidilmiş olup yapılan değişiklikleri içerir kılavuzlar Kurumumuz web sitesinde yayımlanmıştır.

Güncellenen Birleşme ve Devralma Kılavuzları Yayımlandı

Bilindiği üzere birleşme-devralma mevzuatının güncellenmesine yönelik olarak yürütülen çalışmalar kapsamında 2010/4 sayılı Rekabet Kurumundan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de 2026 yılı Şubat ayında bazı değişiklikler yapılmıştır. Rekabet Kurulu tarafından Tebliğ’in güncellenen hali ile uyumlu olarak çeşitli kılavuzlarda da değişikliklere gidilmiş olup yapılan değişiklikleri içerir kılavuzlar Kurumumuz web sitesinde yayımlanmıştır.

Güncellenen kılavuzlar ve bu kılavuzlarda yapılan başlıca değişiklikler şu şekildedir:

Birleşme ve Devralma Sayılan Haller ve Kontrol Kavramı Hakkında Kılavuz

  • Tebliğ’in 8. maddesinin 5. fıkrasında düzenlenen, üç yıllık dönem içinde, aynı kişiler ya da taraflar arasında veya aynı ilgili ürün pazarında aynı teşebbüs tarafından yapılan iki ya da daha fazla işlemin ciroların hesaplanması bakımından tek bir işlem olarak değerlendirileceğine dair hükmün, ortak girişim kurulmasına ilişkin işlemler açısından da uygulanacağı netleştirilmiştir.

Birleşme ve Devralmalarda İlgili Teşebbüs, Ciro ve Yan Sınırlamalar Hakkında Kılavuz

  • Tebliğ’de yapılan düzenlemelere paralel olarak işlem tarafı tanımına ve güncellenen bildirim eşiklerine yönelik olarak değişikliklere gidilmiştir.
  • Ortak girişimlere yönelik olarak yapılacak incelemeler için, ortak kontrolün devralınmasında ilgili teşebbüs tanımına yönelik olarak ek açıklamalara ve örneklere yer verilmiştir.
  • Dünya cirosunun hesaplamasında Türkiye satışlarının da dahil edilmesi gerektiği açıklığa kavuşturulmuştur.
  • Teknoloji teşebbüslerinin konu olduğu işlemlerde Türkiye cirosunun hesaplanmasında dikkate alınacak hususlar belirtilmiştir.
  • Tebliğ’in 8. maddesinin 5. fıkrasında düzenlenen üç yıllık sürenin ne zaman başlayacağına ilişkin olarak açıklama getirilmiştir.

Yatay Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz / Yatay Olmayan Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz

  • Ana teşebbüsler arasında ortak girişim dolayısıyla ortaya çıkabilecek iş birlikçi etkilerin değerlendirilmesine ilişkin esaslar açıklanmıştır.

Güncellenen Kılavuzlar:

 

 

Birleşme ve Devralma Sayılan Haller ve Kontrol Kavramı Hakkında Kılavuz
Birleşme ve Devralmalarda İlgili Teşebbüs, Ciro ve Yan Sınırlamalar Hakkında Kılavuz
Yatay Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz
Yatay Olmayan Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz
Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem Ve Kararlar İle Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek İdari Para Cezalarına İlişkin Kılavuz
İş Gücü Piyasalarındaki Rekabet İhlallerine Yönelik Kılavuz
Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz
Motorlu Taşıtlar Sektöründeki Grup Muafiyeti Tebliği’ni Açıklayıcı Kılavuz
Rekabet Değerlendirmesi Rehberi
Hakim Durumdaki Teşebbüslerin Dışlayıcı Davranışlarına İlişkin Kılavuz

Kaynak: Rekabet Kurumu




Danıştay VDDK’dan Vergi İade Davalarında Faiz, Yargılama Gideri ve Harç Kararı

Dava konusu işlemin iptali ile vergilerin faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle açılan davalarda dava konusu işlemin iptali ile vergilerin iade edilmesine karar verilmesine karşın davacının faiz talebinin kısmen hukuka aykırı bulunması hâlinde…

02 Mayıs 2026 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 33241

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulundan:

Esas No : 2025/24

Karar No : 2026/4

ÖZET: Dava konusu işlemin iptali ile vergilerin faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle açılan davalarda dava konusu işlemin iptali ile vergilerin iade edilmesine karar verilmesine karşın davacının faiz talebinin kısmen hukuka aykırı bulunması hâlinde;

1. Mahkemece faiz talebinin kabul edilmeyen kısmı yönünden davanın kısmen reddine karar verilmesi gerektiği,

2. Mahkemece reddedilen faiz talebi yönünden davacı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesi gerektiği,

3. Mahkeme kararının, faiz talebi yönünden davanın kısmen reddine ilişkin hüküm fıkrasına davacı tarafından yöneltilen istinaf isteminin, istinaf merciince reddine karar verilmesi hâlinde, istinaf karar harcına hükmedilmesi gerektiği hakkında.

BÖLGE İDARE MAHKEMESİ KARARLARI ARASINDAKİ AYKIRILIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİ HAKKINDA KARAR

I. AYKIRILIĞIN GİDERİLMESİ

İSTEMİNDE BULUNAN: Bursa Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulu

II. İSTEMİN ÖZETİ: Serbest dolaşıma giriş beyannamelerine konulan ihtirazi kayıtların kabul edilmemesi üzerine tahakkuk ettirilen ilave gümrük vergileri, gümrük vergileri ve katma değer vergilerinin, gümrük tarife istatistik pozisyonu farklılığından kaynaklanan kısımlarına karşı 4458 sayılı Gümrük Kanunu‘nun 242. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca yapılan itirazların reddine dair işlemlerin iptali ve ihtirazi kayda konu edilen vergilerin tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak tecil faiziyle birlikte iadesi istemiyle açılan davalarda verilen Bursa Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 23/06/2025 tarih ve E:2025/334, K:2025/485 sayılı kararı ile İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 5. Vergi Dava Dairesinin 14/05/2025 tarih ve E:2025/864, K:2025/1299 sayılı kararı arasındaki aykırılığın, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’un 3/C maddesinin (4) numaralı fıkrasının (c) işaretli bendi uyarınca, Bursa Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin anılan kararı doğrultusunda giderilmesi, istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanın bu yöndeki talebini uygun gören Bursa Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulunun 17/09/2025 tarih ve E:2025/41, K:2025/41 sayılı kararıyla istenmiştir.

III. ÖN İNCELEME:

İşbu dosyadaki aykırılığın giderilmesi istemi ile Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun E:2025/25 sayılı dosyasında yer alan Bursa Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulunun aykırılığın giderilmesi isteminin aynı konuya ilişkin olduğu görüldüğünden, usul ekonomisi gözetilerek söz konusu aykırılığın giderilmesine yönelik istemin ayrıca karşılanmasında hukuki bir yararın bulunmadığına ve bu nedenle anılan dosyanın işbu dosya (E:2025/24) ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

IV. AYKIRILIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU BÖLGE İDARE MAHKEMESİ KARARLARI:

A. Bursa Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin E:2025/334 sayılı dosyasına konu yargılama süreci:

Dava konusu istemin özeti: Serbest dolaşıma giriş beyannamesine konulan ihtirazi kaydın kabul edilmemesi üzerine tahakkuk ettirilen ilave gümrük vergisi, gümrük vergisi ve katma değer vergisinin, gümrük tarife istatistik pozisyonu farklılığından kaynaklanan kısmına karşı 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 242. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca yapılan itirazın reddine dair işlemin iptali ve ihtirazi kayda konu edilen vergilerin tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak tecil faiziyle birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır.

Bursa 1. Vergi Mahkemesinin 26/02/2025 tarih ve E:2024/417, K:2025/83 sayılı kararının özeti:

i. Dava konusu işlemin hukuka uygunluğu ve ihtirazi kayda konu edilen vergilerin iadesi istemi yönünden yapılan inceleme:

İhtirazi kayıtla verilen serbest dolaşıma giriş beyannamesine konu eşya davacı tarafından belirtilen pozisyon kapsamında bulunduğundan, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle ihtirazi kayda konu edilen vergilerin davacıya iadesi gerekmektedir.

ii. Davacının faiz talebi yönünden yapılan inceleme:

4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 7190 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen 216. maddesinin 7451 sayılı Kanun ile değişik hâli şu şekildedir:

“1. Gümrük vergileri İle bunların ödenmelerine bağlı olarak tahsil edilmiş gecikme faizinin veya gecikme zammının geri verilmesinde, geri vermeye konu fazla tahsilatın yükümlüden kaynaklanması durumunda geri verme başvurusunun yapıldığı tarihten, diğer durumlarda ise tahsilat tarihinden geri verme kararının tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için geri verilecek tutar üzerinden, aynı dönemde kanuni faiz oranında hesaplanan faiz ödenir.

2. Geri verme kararının tebliğ edildiği tarihten itibaren dört ay içerisinde idarece söz konusu kararın uygulanmaması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine, tebliğ tarihinden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için geri verilecek tutar üzerinden, aynı dönemde kanuni faiz oranında hesaplanan faiz ödenir.”

Davacı tarafından 12/06/2024 tarihli serbest dolaşıma giriş beyannamesine istinaden fazladan ödenen vergilerin tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak tecil faiziyle birlikte iadesi istenmiştir. İlgili vergilerin iadesi bakımından uygulanacak faiz türünün, gümrük yükümlülüğünün başladığı beyannamenin tescil tarihi itibarıyla yürürlükte olan mevzuat hükümleri uyarınca belirlenmesi gerekir.

Olayda, serbest dolaşıma giriş beyannamesinin tescil tarihinin, 4458 sayılı Kanun’un 216. maddesinin (1) numaralı fıkrasının 7451 sayılı Kanun ile değişik hâlinin yürürlüğe girdiği 10/04/2023 tarihinden sonra olduğu anlaşıldığından, ilgili vergilerin tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faiziyle birlikte davacıya iadesi; davacının, kanuni faiz oranını aşan faiz talebinin ise reddi gerekmektedir.

iii. Karar sonucu:

Mahkeme, bu gerekçeyle dava konusu işlemi iptal etmiş, davacıdan tahsil edilen vergilerin tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faiziyle birlikte iadesine karar vermiş, davacının kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden ise davayı reddetmiştir.

Ayrıca Mahkeme, davanın kısmen ret, kısmen kabul ile sonuçlandığını belirterek karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca taraflar lehine vekâlet ücretine hükmetmiş, diğer yargılama giderlerini haklılık durumuna göre taraflara paylaştırmış ve davacı aleyhine karar harcına hükmetmiştir.

Tarafların istinaf istemlerini inceleyen Bursa Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 23/06/2025 tarih ve E:2025/334, K:2025/485 sayılı kararının özeti:

Vergi Dava Dairesi, istinaf istemlerine konu vergi mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle istemleri kesin olarak reddetmiştir.

Ayrıca, Vergi Dava Dairesi, davacının istinaf isteminin reddedilmesi nedeniyle davacı aleyhine istinaf karar harcına hükmetmiştir.

B. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 5. Vergi Dava Dairesinin E:2025/864 sayılı dosyasına konu yargılama süreci:

Dava konusu istemin özeti: Serbest dolaşıma giriş beyannamesine konulan ihtirazi kaydın kabul edilmemesi üzerine tahakkuk ettirilen ilave gümrük vergisi, gümrük vergisi ve katma değer vergisinin, gümrük tarife istatistik pozisyonu farklılığından kaynaklanan kısmına karşı 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 242. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca yapılan itirazın reddine dair işlemin iptali ve ihtirazi kayda konu edilen vergilerin tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak tecil faiziyle birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır.

Kocaeli 1. Vergi Mahkemesinin 17/01/2025 tarih ve E:2024/850, K:2025/111 sayılı kararının özeti:

i. Dava konusu işlemin hukuka uygunluğu yönünden yapılan inceleme:

İhtirazi kayıtla verilen serbest dolaşıma giriş beyannamesine konu eşya davacı tarafından belirtilen pozisyon kapsamında bulunduğundan, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

ii. Davacının tahsil edilen vergilerin faiziyle birlikte iadesi talebi yönünden yapılan inceleme:

Uyuşmazlığın bu yönden çözümü için 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 7190 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen 216. maddesinin 7451 sayılı Kanun ile değişik hâlinin dikkate alınması gerekmektedir.

Olayda, serbest dolaşıma giriş beyannamesinin tescil tarihinin, 4458 sayılı Kanun’un 216. maddesinin (1) numaralı fıkrasının 7451 sayılı Kanun ile değişik hâlinin yürürlüğe (alomaliye.com) girdiği 10/04/2023 tarihinden sonra olduğu anlaşıldığından, ilgili vergilerin tahsil tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun uyarınca hesaplanacak kanuni faiziyle birlikte davacıya iadesi; davacının, kanuni faiz oranını aşan faiz talebinin ise reddi gerekmektedir.

iii. Karar sonucu:

Mahkeme, bu gerekçeyle dava konusu işlemi iptal etmiş, davacıdan tahsil edilen vergilerin tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faiziyle birlikte iadesine karar vermiş, davacının kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden İse davayı reddetmiştir.

Ayrıca Mahkeme, davanın kısmen ret, kısmen kabul ile sonuçlandığını belirterek karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca taraflar lehine vekâlet ücretine hükmetmiş, diğer yargılama giderlerini haklılık durumuna göre taraflara paylaştırmış ve davacı aleyhine karar harcına hükmetmiştir.

Tarafların istinaf istemlerini inceleyen İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 5. Vergi Dava Dairesinin 14/05/2025 tarih ve E:2025/864, K:2025/1299 sayılı kararının özeti:

i. Davalının İstinaf istemi yönünden yapılan inceleme:

Davalı tarafından istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddialar, vergi mahkemesi kararının, dava konusu işlemin iptali ile davacıdan tahsil edilen vergilerin tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faiziyle birlikte iadesine dair hüküm fıkralarının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır.

ii. Davacının istinaf istemi yönünden yapılan İnceleme:

Olayda, serbest dolaşıma giriş beyannamesinin tescil tarihinin, 4458 sayılı Kanun’un 216. maddesinin (1) numaralı fıkrasının 7451 sayılı Kanun ile değişik hâlinin yürürlüğe girdiği 10/04/2023 tarihinden sonra olduğu anlaşıldığından ve ilgili vergilerin tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faiziyle birlikte davacıya iadesi gerektiğinden, davacının kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden istinaf isteminin reddi gerekmektedir.

Diğer taraftan, Mahkeme, davanın kısmen ret, kısmen kabul ile sonuçlandığını belirterek haklılık oranına göre davacı aleyhine yargılama giderine ve karar harcına hükmetmiştir. Davacının istemi göz önünde bulundurulduğunda davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığından, feri alacak mahiyetindeki faizin türü yönünden davanın reddedilmiş olması, davacı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesi sonucunu doğurmayacaktır. Bu durumda Mahkeme kararının anılan kısmında hukuka uygunluk görülmemiştir.

iii. Karar sonucu:

Vergi Dava Dairesi bu gerekçeyle, davalının istinaf istemini reddetmiş, davacının kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden istinaf istemini reddetmiş, davacının istinaf istemini kısmen kabul ederek mahkeme kararının davanın kısmen reddi ile davacı aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti ve diğer yargılama giderlerine yönelik hüküm fıkrasını kaldırdıktan sonra davalı idare lehine vekâlet ücreti ve diğer yargılama giderine hükmedilmemesine, mahkemede yapılan yargılama aşamasında doğan yargılama giderinin tamamının davalı idareye yükletilmesine kesin olarak karar vermiştir.

Ayrıca Vergi Dava Dairesi, davacının kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden davacının istinaf isteminin reddine karar vermesine rağmen davacı aleyhine istinaf karar harcına hükmetmemiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE:

A. İLGİLİ MEVZUAT:

1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Temyiz” başlıklı 46. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi 7524 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenmiş ve aynı Kanun ile anılan maddenin birinci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere (c) bendi eklenmiş olup anılan fıkranın bentleri birbirine bağlayan hükmü ile (b) ve (c) bentleri şu şekildedir:

“Danıştay dava dairelerinin nihai karadan ile bölge idare mahkemelerinin aşağıda sayılan davalar hakkında verdikleri kararlar, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştayda, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebilir

b) (İptal bent: Anayasa Mahkemesinin 26/7/2023 tarihli ve E:2023/36 K:2023/142 sayılı Kararı He) (Yeniden Düzenleme:28/7/2024-7524/53 md.) Konusu dokuz yüz yirmi bin Türk lirasını aşan; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar.

c) (Ek:28/7/2O24-7524/53 md.) Konusu iki yüz yetmiş bin Türk lirasını aşıp dokuz yüz yirmi bin Türk lirasını aşmayan; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan ve istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma kararı üzerine yeniden karar verilen davalar.”

2. 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 7190 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen 216. maddesinin 10/04/2023 tarihinde yürürlüğe giren 7451 sayılı Kanun ile değişik hâli şu şekildedir:

“1. Gümrük vergileri ile bunların ödenmelerine bağlı olarak tahsil edilmiş gecikme faizinin veya gecikme zammının geri verilmesinde, geri vermeye konu fazla tahsilatın yükümlüden kaynaklanması durumunda geri verme başvurusunun yapıldığı tarihten, diğer durumlarda İse tahsilat tarihinden geri verme kararının tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için geri verilecek tutar üzerinden, aynı dönemde kanuni faiz oranında hesaplanan faiz ödenir.

2. Geri verme kararının tebliğ edildiği tarihten itibaren dört ay içerisinde idarece söz konusu kararın uygulanmaması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine, tebliğ tarihinden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için geri verilecek tutar üzerinden, aynı dönemde kanuni faiz oranında hesaplanan faiz ödenir.”

3. 2577 sayılı Kanun’un “Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Vergi Usul Kanununun uygulanacağı haller” başlıklı 31. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin ilgili kısımları şu şekildedir:

“1. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; … yargılama giderlerimde] … Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır….”

4. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Son Hükümler” başlıklı on ikinci kısmında yer alan “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili hükümler” başlıklı 447. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:

“Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.”

5. 6100 sayılı Kanun’un “Yargılama Giderleri ve Adli Yardım” başlıklı yedinci kısmının “Yargılama Giderleri” başlıklı birinci bölümünde yer alan “Yargılama giderlerinden sorumluluk” başlıklı 326. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şu şekildedir:

“(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.

(2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.”

6. 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun “Vergi Yargısı Harçları” başlıklı üçüncü kısmının “Harcın Ölçüsü, Ödenmesi ve Geri Verilmesi” başlıklı ikinci bölümünde yer alan “Harç alma ölçüleri” başlıklı 54. maddesi şu şekildedir:

“Vergi yargısı harçları (3) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nevi ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınır, “

7. 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (3) sayılı Tarife’nin “II- Nispi harçlar” başlıklı kısmı ile “III- Maktu harç” başlıklı kısmının (a) işaretli bentleri şu şekildedir:

“(3) SAYILI TARİFE

Vergi yargısı harçları:

II-Nispi harçlar:

a)Vergi mahkemesine bölge idare mahkemesi kararlarında:

III-Maktu harç:

a) Vergi mahkemesi ve bölge idare mahkemesi kararlarında…”

B. HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

2576 sayılı Bölge idare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’un 3/C maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten sonra konu ile İlgili kararlar ve mevzuat incelenerek gereği görüşüldü:

1. Usul yönünden:

2576 sayılı Kanun’un 3/C maddesinin (4) numaralı fıkrasının (c) bendinde, aynı bölge idare mahkemesi dairelerince veya farklı bölge idare mahkemeleri dairelerince verilen kararlar arasındaki aykırılığın veya uyuşmazlığın giderilmesinin istenebilmesi, isteme konu bu kararların kesin nitelikte olması şartına bağlanmıştır.

2576 sayılı Kanun’un 3/C maddesinin (4) numaralı fıkrasının (c) bendi ile kanun koyucunun aykırılığın giderilmesine ilişkin başvuru yolunu ihdas etmekteki amacı gözetildiğinde, istinaf incelemesi sonucunda verilen ve kesin nitelikte olan karar ile temyiz incelemesine tabi olan ve dolayısıyla kesin nitelikte bulunmayan karar arasındaki aykırılığın anılan düzenleme kapsamında giderilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Bu nedenle işbu aykırılığın giderilmesi istemine konu Vergi Dava Daireleri kararlarının temyiz kanun yoluna tabi olup olmadığı ve kesin nitelik taşıyıp taşımadığı hususlarının incelenmesi gerekmektedir.

2577 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının 04/06/2025 tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun ile değişik hâlinde, Kanun’un 46. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulabilecek kararların belirlenmesinde davanın açıldığı tarihteki parasal sınırın esas alınacağı kurala bağlanmıştır. Aykırılığın giderilmesi istemine konu kararlara ilişkin davalar, 19/08/2024 tarihinde açılmış olup her iki davanın da konusu parasal bir uyuşmazlık içermektedir. Usul kuralları, zaman bakımından “derhal uygulanma ilkesi”ne tabi olduğundan, anılan kuralın yürürlüğe girdiği 04/06/2025 tarihinden önce açılan davalarda verilen kararların Kanun’un 46. maddesi uyarınca temyiz kanun yoluna tabi olup olmadığı noktasında yapılacak belirlemenin, davanın açıldığı tarihte geçerli olan parasal sınıra göre yapılması gerekmektedir.

Diğer taraftan, 2577 sayılı Kanun’un “Temyiz” başlıklı 6545 sayılı Kanun’un 20. maddesi ile değiştirilen 46. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin 7524 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki hâlinin, Anayasa Mahkemesinin 13/10/2023 tarih ve 32338 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 26/07/2023 tarih ve E:2023/36, K:2023/142 sayılı kararıyla iptal edilmesi üzerine 2577 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi 7524 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenmiş; aynı Kanun ile anılan maddenin birinci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere (c) bendi eklenmiştir. Anılan kurallar 02/08/2024 tarihinde yürürlüğe girmiş olup şu şekildedir:

“b) Konusu dokuz yüz yirmi bin Türk lirasını aşan; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar.

c) Konusu iki yüz yetmiş bin Türk lirasını aşıp dokuz yüz yirmi bin Türk lirasını aşmayan; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan ve istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma karan üzerine yeniden karar verilen davalar.”

Bu kurallara göre davanın açıldığı tarihte geçerli olan temyiz kanun yoluna ilişkin (2024 yılında uygulanan) parasal sınıra göre konusu 920.000 TL’yi aşan; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar ile konusu 270.000 TL’yi aşıp 920.000 TL’yi aşmayan; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan ve istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma kararı üzerine yeniden karar verilen davalarda verilen bölge idare mahkemesi kararları temyiz kanun yoluna tabidir ve bu kararlar kesin nitelikte değildir. Dolayısıyla bu kararların aykırılığın giderilmesi istemine konu olmasına hukuken olanak bulunmamaktadır.

Bursa Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 23/06/2025 tarih ve E:2025/334, K:2025/485 sayılı kararına konu dava konusu işleme ilişkin parasal tutar, 425.085,83 TL’dir. Anılan Vergi Dava Dairesince, Vergi Mahkemesince verilen kararın istinaf kanun yolu aşamasında kaldırılmasına karar verilmediğinden ve bu davaya ilişkin uyuşmazlığın parasal tutarı 920.000 TL’yi aşmadığından, anılan kararın, 2577 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerine göre temyiz kanun yoluna tabi olmadığı, kesin nitelik taşıdığı ve aykırılığın giderilmesi istemine konu olabilecek nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır,

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 5. Vergi Dava Dairesinin 14/05/2025 tarih ve E:2025/864, K:2025/1299 sayılı kararına konu dava konusu işleme İlişkin parasal tutar ise 849.125,61 TL’dir. Uyuşmazlık konusu parasal tutar, 2577 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasına 7524 sayılı Kanun ile eklenen (c) bendinde yer alan parasal tutarlar arasında yer almakla birlikte anılan kararın, temyiz kanun yoluna tabi olabilmesi için”… istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma karan üzerine yeniden karar verilen davalar” şeklinde öngörülen diğer kriteri sağlayıp sağlamadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

Anılan Vergi Dava Dairesince, Vergi Mahkemesince verilen kararın yargılama giderlerine dair hüküm fıkrasının kaldırılmasına, diğer hüküm fıkraları yönünden istinaf istemlerinin reddine karar verilmiştir. 2577 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasına 7524 sayılı Kanun ile eklenen (c) bendinde yer alan kuralın, istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda verilen uyuşmazlığın esasına yönelik kaldırma kararlarına ilişkin olduğu ve yargılama giderleri bakımından verilen kaldırma kararlarını kapsamadığı dikkate alındığında, anılan kararın, 2577 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre temyiz kanun yoluna tabi olmadığı, kesin nitelik taşıdığı ve aykırılığın giderilmesi istemine konu olabilecek nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, işbu isteme konu kararlar arasındaki aykırılığın giderilmesi için 2576 sayılı Kanun’da öngörülen şartların gerçekleştiği sonucuna varıldığından, isteme konu kararlar arasındaki aykırılığın giderilmesi gerekmektedir.

Kurul Üyesi Abdurrahman GENÇBAY, Zeynep KENAN, Abdullah AYGÜN, Tekin YALIM ve Yüksel NAVDAR bu görüşe aşağıdaki gerekçeyle katılmamışlardır:

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 5. Vergi Dava Dairesinin 14/05/2025 tarih ve E:2025/864, K:2025/1299 sayılı kararına konu dava konusu işleme ilişkin parasal tutar, 849.125,61 TL’dir. Bu davada Vergi Dava Dairesince verilen kararın, kaldırmaya ilişkin hüküm fıkrasının, mahkeme kararının davanın reddine dair hüküm fıkrasıyla ilintili olması nedeniyle anılan kararın 2577 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre temyiz kanun yoluna tabi olduğu sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, istinaf merciinin kesin nitelikte olan kararı ile temyiz incelemesine tabi olan ve dolayısıyla kesin nitelikte bulunmayan kararı arasında mevcut olduğu belirtilen aykırılığın, 2576 sayılı Kanun’un 3/C maddesinin (4) numaralı fıkrasının (c) bendine göre giderilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Bu nedenle aykırılığın giderilmesi isteminin reddine karar verilmesi gerekmektedir.

2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 50. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Göreve ve usule ait meselelerde azınlıkta kalanlar, işin esası hakkında oylarını kullanmak zorundadırlar.” şeklindeki kural ve Kurulumuzun usule ilişkin meselelerde azınlıkta kalanların diğer usuli meselelerde ve nihai kararda oy kullanacaklarına dair içtihadı uyarınca usuli mesele yönünden karşı oyda kalan Kurul Üyeleri esas yönünden oylamaya katılmıştır.

2. Esas yönünden:

Aykırılığın giderilmesi istemine konu kararlar arasındaki aykırılık, dava konusu işlemin iptali ile vergilerin kanuni faiziyle birlikte iadesine karar verilmesine karşın davacının kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden istemin reddedilmesi hâlinde, mahkemece bu istem yönünden davanın kısmen reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği; mahkemece bu istem yönünden davacı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesinin gerekip gerekmediği; mahkeme kararının, kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden davanın kısmen reddine ilişkin hüküm fıkrasına davacı tarafından yöneltilen istinaf isteminin, istinaf merciince reddine karar verilmesi hâlinde, istinaf karar harcına hükmedilmesinin gerekip gerekmediğine ilişkindir.

a) Dava konusu işlemin iptali ile vergilerin kanuni faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi durumunda mahkemece davacının kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden davanın kısmen reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği bakımından oluşan aykırılığın giderilmesi istemi hakkında yapılan hukuki değerlendirme:

Davacılar, hukuka aykırı olduğunu iddia ettikleri işlemlerin iptal edilmesinin yanı sıra ödedikleri vergilerin faiziyle birlikte iadesine hükmedilmesini de isteyebilirler.

Gümrük vergileri ile bunların ödenmelerine bağlı olarak tahsil edilmiş gecikme faizinin veya gecikme zammının geri verilmesinde hesaplanacak faizin türü ve hesaplama yöntemine ilişkin düzenlemelere 4458 sayılı Kanun’un 216. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer verilmiştir.

Davacılar tarafından talep edilen faizin türü anılan yasal düzenleme kapsamında değerlendirilerek bu talebin ilgili Kanun’da öngörülen faiz oranını aşması hâlinde, bu yönden kısmen de olsa davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.

Bu nedenle işbu isteme konu kararlar arasındaki aykırılığın, dava konusu işlemin iptali ile vergilerin kanuni faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi durumunda mahkemece davacının kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden davanın kısmen reddine karar verilmesi gerektiği yönünde giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

b) Dava konusu işlemin iptali ile vergilerin kanuni faiziyle birlikte iadesine karar verilmesine karşın davacının kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden istemin reddedilmesi hâlinde, mahkemece reddedilen kısım nedeniyle davacı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesinin gerekip gerekmediği bakımından oluşan aykırılığın giderilmesi istemi hakkında yapılan hukuki değerlendirme:

Yargılama giderleri genel olarak, yargılama faaliyetinin başlaması, devamı ve sonuçlanması için ödenmesi lazım gelen harç, masraf ve ücretlerin tamamını ifade etmektedir. Yargı mercilerince, yargılama giderlerinin, yargılama sonunda kural olarak aleyhine hüküm kurulan taraftan alınmasına resen karar verilmektedir.

Yargılama sonucunda taraflardan birine yargılama giderlerinin yükletilebilmesi, haksız olarak dava açılmasına ya da hukuka aykın bir işlem yapmak suretiyle karşı tarafın gidere katlanmasına sebebiyet verilmesine bağlıdır. Diğer taraftan, davada iki taraftan her birinin kısmen haksız çıkması durumunda, mahkemece, yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranına göre paylaştırılmasına hükmedilecektir.

Faiz istemi yönünden davanın kısmen reddine karar verilmesi hâlinde, davacının kısmen de olsa haksız bir şekilde dava açtığı kabul edilerek 6100 sayılı Kanun’un 326. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca davadaki haklılık oranına göre davacı aleyhine vekâlet ücreti ve diğer yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekmektedir.

Bu nedenle işbu isteme konu kararlar arasındaki aykırılığın, dava konusu işlemin iptali ile vergilerin kanuni faiziyle birlikte iadesine karar verilmesine karşın davacının kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden istemin reddedilmesi hâlinde, davacı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesi gerektiği yönünde giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

c) Mahkeme kararının, kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden davanın kısmen reddine ilişkin hüküm fıkrasına davacı tarafından yöneltilen istinaf isteminin, istinaf merciince reddine karar verilmesi hâlinde, istinaf karar harcına hükmedilmesinin gerekip gerekmediği yönünden oluşan aykırılığın giderilmesi istemi hakkında yapılan hukuki değerlendirme:

Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümler ile bunlara bağlı zam ve cezalarla ilgili olup vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştayın görevi içinde bulunan yargısal nitelikteki işlemler 492 sayılı Kanun’a ekli (3) sayılı Tarife’ye göre harca tabidir. Kanun’a ekli (3) sayılı Tarife’de yer alan kararlarda uyuşmazlık konusu işlemin değer ölçüsüne ve mahiyetine göre nispi veya maktu harca hükmedilecektir.

6100 sayılı Kanun’un 326. maddesi ile 492 sayılı Kanun’a ekli (3) sayılı Tarife hükümleri birlikte dikkate alındığında İstinaf mercilerince davacılar aleyhine istinaf karar harcına hükmedilebilmesi için istinaf kanun yolu aşamasında yapılan yargılama neticesinde verilen nihai kararların davacılar aleyhine bir hüküm içermesi gerekmektedir.

Bir mahkeme kararının, kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden davanın kısmen reddine ilişkin hüküm fıkrasına davacı tarafından yöneltilen istinaf isteminin reddedilmesi hâlinde, bu kararın, davacı aleyhine bir hüküm içerdiği açık olduğundan, istinaf merciince verilen bu kararda, davacı aleyhine istinaf karar harcına hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bu nedenle işbu isteme konu kararlar arasındaki aykırılığın, mahkeme kararının, kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden davanın kısmen reddine ilişkin hüküm fıkrasına davacı tarafından yöneltilen istinaf isteminin, istinaf merciince reddine karar verilmesi hâlinde, istinaf karar harcına hükmedilmesi gerektiği yönünde giderilmesi gerekmektedir.

VI. SONUÇ:

Açıklanan hukuksal nedenler ve gerekçeyle aykırılığın, dava konusu işlemin iptali ile vergilerin faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle açılan davalarda dava konusu işlemin iptali ile vergilerin iade edilmesine karar verilmesine karşın davacının faiz talebinin kısmen hukuka aykırı bulunması hâlinde;

1. Mahkemece faiz talebinin kabul edilmeyen kısmı yönünden davanın kısmen reddine karar verilmesi gerektiği yönünde giderilmesine oybirliğiyle,

2. Mahkemece reddedilen faiz talebi yönünden davacı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesi gerektiği yönünde giderilmesine oyçokluğuyla,

3. Mahkeme kararının, faiz talebi yönünden davanın kısmen reddine ilişkin hüküm fıkrasına davacı tarafından yöneltilen istinaf isteminin, istinaf merciince reddine karar verilmesi hâlinde, istinaf karar harcına hükmedilmesi gerektiği yönünde giderilmesine oybirliğiyle,

18/02/2026 tarihinde kesin olarak karar verildi.

Esas No: 2025/24
Karar No: 2026/4

XX- KARŞI OY:

Faiz alacağı, asıl alacağa bağlı, ikincil (ferî) nitelikte bulunan bir alacaktır. Asıl alacakla birlikte dava konusu edilmesi hâlinde, asıl alacak hakkında verilecek kararın sonucu, kural olarak, faiz alacağı bakımından verilecek hükmün de sonucunu etkileyecektir.

Bu bakımdan, idari davaya konu bir idari işlemle aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık bulunan ve ferî nitelikte olan faiz istemi hakkında verilecek kararda hükmolunacak yargılama giderlerinin hangi tarafa yükletileceği, dava konusu asıl istem hakkında verilecek kararın sonucu dikkate alınarak belirlenmelidir.

Bu nedenle, bir davacı tarafından, idari işlemin iptali ile idari işlem nedeniyle ödenen vergilerin hesaplanacak faizi ile birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle açılan davada, idari işlem yönünden davanın kabulüne karar verilmesi hâlinde, haksız olarak ödendiği iddia edilen vergilerin iadesinde, uygulanması istenen faiz alacağının türü yönünden istemin kısmen reddedilmiş olması, davacı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesi sonucunu doğurmayacaktır.

Bu durumda, işbu isteme konu kararlar arasındaki aykırılığın, dava konusu işlemin İptali ile vergilerin kanuni faiziyle birlikte İadesine karar verilmesine karşın davacının kanuni faiz oranını aşan faiz talebi yönünden istemin reddedilmesi hâlinde, davacı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmemesi gerektiği yönünde giderilmesi gerektiği oyuyla Kurul kararına bu yönden katılmıyoruz.




GVK ve KVK’da Bazı Vergi Oranları Yeniden Düzenlendi

Mevzuatın Adı: 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun 22 nci Maddesi ve 89 uncu Maddesi ile 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci Maddesi ve 10 un… 

 

 

GVK ve KVK’da Bazı Vergi Oranları Yeniden Düzenlendi

Mevzuatın Adı: 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun 22 nci Maddesi ve 89 uncu Maddesi ile 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci Maddesi ve 10 uncu Maddesinde Yer Alan Bazı Oranların Yeniden Belirlenmesi Hakkında Karar (Karar Sayısı: 11257)

30 Nisan 2026 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 33239

Cumhurbaşkanı Kararı

Karar Sayısı: 11257

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesi ve 89 uncu maddesi ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesi ve 10 uncu maddesinde yer alan bazı oranların yeniden belirlenmesi hakkındaki ekli Kararın yürürlüğe konulmasına, anılan Kanunların mezkûr maddeleri gereğince karar verilmiştir.

29 Nisan 2026

Recep Tayyip ERDOĞAN

CUMHURBAŞKANI

29/4/2026 TARİHLİ VE 11257 SAYILI CUMHURBAŞKANI KARARININ EKİ KARAR

MADDE 1– (1) 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan ödenmiş sermayeye sahip olma oranı, en az %20 olarak belirlenmiştir.

(2) Aynı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (13) numaralı bendi uyarınca uygulanacak indirim oranı, %100 olarak belirlenmiştir.

MADDE 2– (1) 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin üçüncü paragrafı uyarınca uygulanacak istisna oranı, yurt dışı iştirakin ödenmiş sermayesinin en az %20’sine sahip olunması durumunda %80 olarak belirlenmiştir.

(2) Aynı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi uyarınca uygulanacak indirim oranı, %100 olarak belirlenmiştir.

MADDE 3– (1) Bu Karar 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemleri gelir ve kazançlarına uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 4– (1) Bu Karar hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.