Sigorta – Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Tarafından Enflasyon Muhasebesi Uygulanmamasına Karar Verildi

Sigortacılık ve Öze! Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumundan: SİGORTACILIK SEKTÖRÜNDE ENFLASYON MUHASEBESİ UYGULAMASI HAKKINDA GENELGE (2025/33)

 

 

Sigorta – Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Tarafından Enflasyon Muhasebesi Uygulanmamasına Karar Verildi

Sigortacılık ve Öze! Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumundan:

SİGORTACILIK SEKTÖRÜNDE ENFLASYON MUHASEBESİ UYGULAMASI HAKKINDA GENELGE (2025/33)

Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yayımlanan 23 Kasım 2023 tarihli Bağımsız Denetime Tabi Şirketlerin Finansal Tablolarının Enflasyona Göre Düzeltilmesi Hakkında Duyuruda, kendi alanlarında düzenleme ve denetleme yapmakla yetkili olan kurum ya da kuruluşlara TMS 29 ya da Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardında yer alan hükümlerin uygulanmasına yönelik olarak öngörülenden farklı geçiş tarihleri belirleyebileceği ifade edilmiş olup kendi alanlarında düzenleme ve denetleme yapmakla yetkili kurum ve kuruluşlara enflasyon muhasebesinin uygulanmasına yönelik serbestlik tanınmaktadır.

Bu kapsamda, sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri tarafından enflasyon muhasebesi uygulanmamasına karar verilmiştir.

Bu Genelge yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Bu Genelge hükümlerini Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı yürütür.

Kaynak: Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu




Dijital Hizmet Vergisi Oranı Düşürüldü: 2026 Yılında Yüzde 5 – 2027 Yılında Yüzde 2.5

Mevzuatın Adı: 7194 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 5… 

 

 

Dijital Hizmet Vergisi Oranı Düşürüldü: 2026 Yılında Yüzde 5 – 2027 Yılında Yüzde 2.5

Mevzuatın Adı: 7194 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 5 inci Maddesinin Üçüncü Fıkrasında Yer Alan Dijital Hizmet Vergisi Oranının Yeniden Belirlenmesi Hakkında Karar (Karar Sayısı: 10767

25 Aralık 2025 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 33118

Cumhurbaşkanı Kararı

Karar Sayısı: 10767

7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan dijital hizmet vergisi oranının yeniden belirlenmesi hakkındaki ekli Kararın yürürlüğe konulmasına, mezkûr Kanunun 5 inci maddesinin beşinci fıkrası gereğince karar verilmiştir.

24 Aralık 2025

Recep Tayyip ERDOĞAN

CUMHURBAŞKANI

24/12/2025 TARİHLİ VE 10767 SAYILI CUMHURBAŞKANI KARARININ EKİ KARAR

MADDE 1- (1) 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan oran 1/1/2026 tarihinden itibaren %5 ve 1/1/2027 tarihinden itibaren %2,5 olarak uygulanır.

MADDE 2- (1) Bu Karar yayımı tarihini izleyen yılbaşından itibaren elde edilen hasılata uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3- (1) Bu Karar hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.

 




4447 Geçici 10 Teşviki Uzatıldı: İşveren SGK Prim Desteğinde Yeni Tarih 31/12/2026

Mevzuatın Adı: 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun Geçici 10 uncu Maddesinin Uygulanma Süresinin 31/12/2026 Tarihine Kadar Uzatılması Hakkında Ka…

 

 

4447 Geçici 10 Teşviki Uzatıldı: İşveren SGK Prim Desteğinde Yeni Tarih 31/12/2026

Mevzuatın Adı: 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun Geçici 10 uncu Maddesinin Uygulanma Süresinin 31/12/2026 Tarihine Kadar Uzatılması Hakkında Karar (Karar Sayısı: 10769)

25 Aralık 2025 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 33118

Cumhurbaşkanı Kararı

Karar Sayısı: 10769

4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun geçici 10 uncu maddesinin uygulanma süresinin 31/12/2026 tarihine kadar uzatılmasına, 4447 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinin onikinci fıkrası gereğince karar verilmiştir.

24 Aralık 2025

Recep Tayyip ERDOĞAN

CUMHURBAŞKANI

 




Ar-Ge ve Tasarım Merkezlerinde Stopaj Teşviki: Dışarıda Geçirilen Sürelerde Yeni Oranlar

Mevzuatın Adı: Teknoloji Geliştirme Bölgeleri ile Ar-Ge veya Tasarım Merkezlerinde Çalışan Personelin Gelir Vergisi Stopajı Teşvikine Konu Edilmek Üze…

 

 

Ar-Ge ve Tasarım Merkezlerinde Stopaj Teşviki: Dışarıda Geçirilen Sürelerde Yeni Oranlar

Mevzuatın Adı: Teknoloji Geliştirme Bölgeleri ile Ar-Ge veya Tasarım Merkezlerinde Çalışan Personelin Gelir Vergisi Stopajı Teşvikine Konu Edilmek Üzere Söz Konusu Bölge ve Merkezler Dışında Geçirebilecekleri Süreler Hakkında Karar (Karar Sayısı: 10766)

25 Aralık 2025 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 33118

Cumhurbaşkanı Kararı

Karar Sayısı: 10766

Teknoloji geliştirme bölgeleri ile Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde çalışan personelin gelir vergisi stopajı teşvikine konu edilmek üzere söz konusu bölge ve merkezler dışında geçirebilecekleri süreler hakkındaki ekli Kararın yürürlüğe konulmasına, 26/6/2001 tarihli ve 4691 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile 28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince karar verilmiştir.

24 Aralık 2025

Recep Tayyip ERDOĞAN

CUMHURBAŞKANI

24/12/2025 TARİHLİ VE 10766 SAYILI CUMHURBAŞKANI KARARININ EKİ KARAR

Bu oran, mevzuatta belirtildiği şekilde ya toplam personel sayısına ya da teşvike konu edilen toplam çalışma sürelerine uygulanacak şekilde dikkate alınabilir (uygulama detayları ve personel tanımı Bakanlık belirlemelerine göre şekillenir).

 
MADDE 1- (1) 26/6/2001 tarihli ve 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun geçici 2 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile 28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan gelir vergisi stopajı teşviki kapsamında, teknoloji geliştirme bölgeleri ile Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde çalışan personelin toplam sayısına veya teşvike konu edilen toplam çalışma sürelerine uygulanmak üzere söz konusu bölge ve merkezler dışında geçirilen süreler bakımından belirlenmiş olan oran, 31/12/2026 tarihine kadar, mahiyeti Bakanlıkça belirlenecek bilişim personeline yüzde yüz, bunlar dışındaki personele ise yüzde yetmiş beş olarak uygulanır.

MADDE 2- (1) Bu Karar 1/1/2026 tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3- (1) Bu Karar hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.




Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 587)

Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 587) VUK 587 24 Aralık 2025 Tarihli Resmi Gazete Sayı: 33117 Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başka…

 

 

Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 587)

Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 587)

VUK 587

24 Aralık 2025 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 33117

Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:

Amaç ve kapsam

MADDE 1- (1) 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrası ile geçici 33 üncü maddesi uyarınca, 2023 hesap dönemi sonunda ve düzeltme şartlarının gerçekleşmesine/varlığına bağlı olarak (geçici vergi dönemleri dâhil) izleyen hesap dönemlerinde enflasyon düzeltmesine tabi tutulacak mali tablolar ve yapılacak düzeltme işlemlerinin usul ve esasları 30/12/2023 tarihli ve 32415 ikinci mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 555) ile belirlenmiştir.

(2) 15/2/2025 tarihli ve 32814 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 582) ile 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (8) numaralı bendinin (b) alt bendinde yer alan yetkiye dayanılarak, 2025 hesap döneminin birinci, ikinci ve üçüncü geçici vergi dönemlerinde kapsam dâhilindeki mükelleflerin enflasyon düzeltmesi yapmaması uygun bulunmuştur.

(3) 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 120 nci maddesinde, 19/12/2025 tarihli ve 33112 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4/12/2025 tarihli ve 7566 sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci maddesiyle yapılan ve 1/1/2025 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemleri gelir ve kazançlarına ilişkin verilecek beyannamelere uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe giren değişiklik uyarınca, gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince 2025 yılının dördüncü geçici vergilendirme dönemine ilişkin olarak geçici vergi beyannamesi verilmesi gerekmektedir.

(4) Birinci fıkra kapsamında yer alan mevzuat uyarınca kapsam dâhilinde olan mükelleflerce 2025 hesap döneminin dördüncü geçici vergi dönemi sonu itibarıyla, enflasyon düzeltmesi şartlarının gerçekleşmesi halinde enflasyon düzeltmesi yapılmaması bu Tebliğin amacını ve kapsamını oluşturmaktadır.

Yasal dayanak

MADDE 2- (1) 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinde, “A) Malî tablolarda yer alan parasal olmayan kıymetler aşağıdaki hükümlere göre enflasyon düzeltmesine tâbi tutulur.

  1. Kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100’den ve içinde bulunulan hesap döneminde % 10’dan fazla olması halinde malî tablolarını enflasyon düzeltmesine tâbi tutarlar. Enflasyon düzeltmesi uygulaması, her iki şartın birlikte gerçekleşmemesi halinde sona erer.

Kapsama giren mükellefler, geçici vergi dönemlerinin sonu itibarıyla malî tabloları düzenlemek ve enflasyon düzeltmesi yapmak zorundadırlar. Geçici vergi dönemlerinde yukarıda belirtilen oranların tespitinde, son üç hesap dönemi yerine üçer aylık dönemlerin son ayı dahil önceki otuzaltı ay ve içinde bulunulan hesap dönemi yerine son oniki ay dikkate alınır. Bir hesap dönemi içindeki geçici vergi dönemlerinin herhangi birinde düzeltme yapılması halinde takip eden geçici vergi dönemlerinde ve içinde bulunulan hesap dönemi sonunda da düzeltme yapılır.

  1. Maliye Bakanlığı;

b) Mükellef veya meslek grupları ya da mükelleflerin aktif toplamları veya ciroları itibarıyla hangi tür malî tabloların; enflasyon düzeltmesine tâbi tutulup tutulmayacağını ve geçici vergi dönemlerinde düzeltilip düzeltilmeyeceğini belirlemeye,

Yetkilidir.

  1. Münhasıran sürekli olarak işlenmiş; altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden mükellefler bu fıkranın (1) numaralı bendinde yer alan şartlara bakılmaksızın enflasyon düzeltmesi yaparlar.

…” hükümleri yer almaktadır.

2025 hesap dönemi dördüncü geçici vergi döneminde 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesine göre enflasyon düzeltmesi

MADDE 3- (1) 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (8) numaralı bendinin (b) alt bendinde yer alan yetkiye dayanılarak, 2025 hesap döneminin dördüncü geçici vergi döneminde kapsam dâhilindeki mükelleflerin enflasyon düzeltmesi yapmaması uygun bulunmuştur.

(2) 213 sayılı Kanunun 174 üncü maddesi kapsamında kendisine özel hesap dönemi tayin edilen mükellefler bakımından, bu Tebliğ uygulamasında, 2025 takvim yılı içinde başlayan hesap dönemine ait dördüncü geçici vergi dönemi dikkate alınacaktır.

(3) Birinci fıkra kapsamında enflasyon düzeltmesi yapılmaması uygun bulunan döneme ilişkin verilecek geçici gelir/kurumlar vergisi beyannamelerinin ekine bilanço eklenmeyecektir.

(4) 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (9) numaralı bendi kapsamındaki münhasıran sürekli olarak işlenmiş altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden mükellefler, mezkûr fıkranın (1) numaralı bendinde yer alan şartlara bakılmaksızın (her geçici vergi dönemi sonu itibarıyla) enflasyon düzeltmesi yapma zorunlulukları bulunduğundan, 2025 hesap döneminin dördüncü geçici vergi döneminde de enflasyon düzeltmesi yapmaya devam edeceklerdir.

Yürürlük

MADDE 4- (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 5- (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.




Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarına Eklenen Karşıt İnceleme Tutanaklarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Tebliğ (Sıra No: 1)

24 Aralık 2025 Tarihli Resmi Gazete Sayı: 33117 Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan: Giriş MADDE 1- (1) Yeminli mali müşa…

 

 

Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarına Eklenen Karşıt İnceleme Tutanaklarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Tebliğ (Sıra No: 1)

 

24 Aralık 2025 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 33117

Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:

 
Giriş

MADDE 1- (1) Yeminli mali müşavirler tarafından ilgili kanun ve mevzuat hükümleri ile 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu hükümlerine uygun düzenlenerek dijital vergi dairesi üzerinden elektronik ortamda gönderilen yeminli mali müşavirlik tasdik raporlarına eklenen karşıt inceleme tutanaklarının dijital vergi dairesi üzerinden elektronik ortamda gönderilmesi, bu Tebliğin konusunu oluşturmaktadır.

Amaç ve kapsam

MADDE 2- (1) Bu Tebliğin amacı; yeminli mali müşavirlerin, 3568 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri çerçevesinde düzenlemiş oldukları yeminli mali müşavirlik tasdik raporlarına eklenen karşıt inceleme tutanaklarının düzenlenmesi, onaylanması ve gönderilmesinde gelişen bilgi işlem teknolojilerinden yararlanmak ve söz konusu tutanakların kolay, hızlı, ekonomik ve güvenilir bir şekilde idareye intikalini sağlamaktır.

(2) Bu Tebliğ; yeminli mali müşavirlik tasdik raporlarını dijital vergi dairesi üzerinden elektronik ortamda gönderen yeminli mali müşavirlerin anılan raporlara eklenen karşıt inceleme tutanaklarını da dijital vergi dairesi üzerinden elektronik ortamda gönderebilmelerine ilişkin usul ve esasları kapsar.

Dayanak

MADDE 3- (1) Bu Tebliğ, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 227 nci maddesinin birinci fıkrasının 3 üncü bendi ile mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının 4 üncü bendine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4- (1) Bu Tebliğde geçen;

a) Başkanlık: Gelir İdaresi Başkanlığını,

b) Dijital vergi dairesi: Başkanlığın görev tanımları içerisinde yer alan hizmetlerin sunulması veya kişilerin vergisel ödevlerini yerine getirmesi amacıyla şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları kullanılmak suretiyle erişim sağlanan internet adresi (dijital.gib.gov.tr) ve mobil uygulamalar üzerinde oluşturulan elektronik ortamı,

c) Karşıt inceleme: Yeminli mali müşavirlerin tasdike konu işlemin gerçek mahiyetinin ortaya çıkarılmasını sağlamak amacıyla işlemlerini tasdik ettikleri mükellefe mal veya hizmet satan mükellefler ile incelenen işlemin özelliğine göre daha alt kademedeki mükellefler nezdinde yaptıkları incelemeyi,

ç) Rapor: İnternet vergi dairesi sistemi üzerinden elektronik ortamda düzenlenen yeminli mali müşavirlik tasdik raporunu,

d) Sistem: Yeminli mali müşavirlerin düzenlemiş oldukları raporlar ile bu raporlara eklenen karşıt inceleme tutanaklarının dijital vergi dairesi sistemi üzerinden elektronik ortamda oluşturulması ve gönderilmesine imkân tanıyan sistemi,

e) Teknik kılavuz: Raporlar ile bu Raporlara eklenen karşıt inceleme tutanaklarının dijital vergi dairesi sistemi üzerinden elektronik ortamda oluşturulması ve gönderilmesine ilişkin açıklamaların yer aldığı kılavuzları,

ifade eder.

Yeminli mali müşavirlik tasdik raporu eklerinden olan karşıt inceleme tutanaklarının elektronik ortamda düzenlenmesi, onaylanması ve gönderilmesine ilişkin usul ve esaslar

MADDE 5- (1) Dijital vergi dairesi sistemi üzerinden elektronik ortamda gönderilen yeminli mali müşavirlik tasdik raporlarının eki olan karşıt inceleme tutanakları da dijital vergi dairesi sistemi üzerinden düzenlenir, onaylanır ve ilgili vergi dairesine elektronik ortamda gönderilir.

(2) Karşıt inceleme yapan yeminli mali müşavirler tarafından elektronik ortamda sistem üzerinden düzenlenen, onaylanan ve gönderilen karşıt inceleme tutanakları, karşıt inceleme yapan yeminli mali müşavirler tarafından imzalanmış ve mühürlenmiş bir belge olarak kabul edilir.

(3) Yeminli mali müşavirler tarafından cevaplanmak üzere dijital vergi dairesi sistemi üzerinden elektronik ortamda oluşturulan ve gönderilen mükellef nezdindeki karşıt inceleme tutanaklarına ilişkin verilen cevaplar, cevabı veren bu mükellef veya yetkili temsilcileri tarafından imzalanmış bir belge olarak kabul edilir. Söz konusu karşıt inceleme tutanakları ile ilgili olarak, mükellef tarafından alt kullanıcı yetkisi verilmesi halinde, mükellefle aracılık ve sorumluluk sözleşmesi bulunan serbest muhasebeci/serbest muhasebeci mali müşavirler tarafından karşıt inceleme tutanaklarında görüntüleme ve düzenleme yapılabilir ancak onaylama yetkisi mükellef veya kanuni temsilcilerine aittir. Serbest muhasebeci/serbest muhasebeci mali müşavirlerin karşıt inceleme tutanaklarına ilişkin olarak ilgili mükelleflere verdikleri hizmet karşılığında alacakları ücret, Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Asgari Ücret Tarifesi ile belirlenir.

(4) Nezdinde karşıt inceleme yapılan mükellefler, yeminli mali müşavirlerin karşıt incelemeye ilişkin taleplerini talep yazısının kendilerine tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde yerine getirirler. Yeminli mali müşavirlerin karşıt incelemeye ilişkin taleplerinin yerine getirilmesinde defter ve belgelerin yeminli mali müşavirlere ibraz edilmesine ilişkin usul ve esasları düzenleyen 6/12/2000 tarihli ve 24252 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 27) uygulanır.

(5) Karşıt inceleme tutanaklarının zorunlu olarak sadece elektronik ortamda gönderileceği tarihten itibaren, kâğıt ortamında düzenlenmiş karşıt inceleme tutanakları, vergi dairelerine ibraz edilemez, ibraz edilmiş olsa dahi hukuki geçerliliği bulunmadığından vergi daireleri tarafından dikkate alınmaz.

Sorumluluk ve ceza uygulaması

MADDE 6- (1) Karşıt inceleme yazısına süresinde cevap vermeyen ya da eksik veya gerçeğe aykırı bilgi veren mükellefler hakkında 213 sayılı Kanunun mükerrer 355 inci maddesine göre işlem yapılır.

Diğer hususlar

MADDE 7- (1) Bu Tebliğ kapsamında elektronik ortamda oluşturulacak, onaylanacak ve gönderilecek karşıt inceleme tutanağı formatı, Başkanlık tarafından https://dijital.gib.gov.tr/ adresi üzerinden yayımlanır. Başkanlık tarafından gerek görülmesi halinde https://dijital.gib.gov.tr/ adresinde yayımlanacak teknik kılavuzlar ile karşıt inceleme tutanağı formatında değişiklik yapılabilir.

(2) Karşıt inceleme tutanaklarının yeminli mali müşavirler tarafından dijital vergi dairesi üzerinden oluşturulmasına, onaylanmasına ve gönderilmesine 1/1/2026 tarihinden itibaren ihtiyari olarak başlanacak ve söz konusu karşıt inceleme tutanakları, 1/7/2026 tarihinden itibaren zorunlu olarak sadece elektronik ortamda gönderilecektir.

Hüküm bulunmayan haller

MADDE 8- (1) Bu Tebliğde ve 1/6/2019 tarihli ve 30791 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Genel Tebliğ (Sıra No:1) ile https://dijital.gib.gov.tr/ adresi üzerinden yayımlanan teknik kılavuzlarda konuya ilişkin özel düzenleme bulunmayan hallerde, konunun düzenlendiği Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliğlerinde yer alan hükümler geçerlidir.

Yürürlük

MADDE 9- (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 10- (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.




2026 Yılı Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliği (Sıra No: 97) Değerli Kağıtlar

24 Aralık 2025 Tarihli Resmi Gazete Sayı: 33117 Hazine ve Maliye Bakanlığından: Amaç ve kapsam MADDE 1- (1) Bu Tebliğin amacı, 21/2/1963 tarihli ve 21…

 

 

2026 Yılı Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliği (Sıra No: 97) Değerli Kağıtlar

24 Aralık 2025 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 33117

Hazine ve Maliye Bakanlığından:

Amaç ve kapsam

MADDE 1- (1) Bu Tebliğin amacı, 21/2/1963 tarihli ve 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanununa ekli Değerli Kağıtlar Tablosunda yer alan değerli kağıtların 2026 yılında uygulanacak satış bedellerini tespit etmektir.

Dayanak

MADDE 2- (1) Bu Tebliğ, 210 sayılı Kanunun 1 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Değerli kağıt bedelleri

MADDE 3- (1) 210 sayılı Kanuna ekli Değerli Kağıtlar Tablosunda yer alan değerli kağıtların bedelleri aşağıdaki şekilde belirlenmiştir:

(2) Birinci fıkrada yer alan tabloda belirtilen değerli kağıtlar, muhasebe birimleri, yetkili memurlar, noterler ve noterlik görevini yapan memurlar ile bankalar tarafından yeni bedelleri üzerinden satılır.

(3) Muhasebe birimleri ve yetkili memurlarda mevcut değerli kağıtların yeniden değerlendirilmesi ve muhasebeleştirilmesi işlemleri 27/12/2014 tarihli ve 29218 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Merkezi Yönetim Muhasebe Yönetmeliği hükümlerine göre yürütülür.

(4) Yurtdışı temsilcilikler tarafından satılan değerli kağıtların bedellerinin yabancı para cinsinden tahsilinde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından 2025 yılının son iş günü saat 15.30’da belirlenen gösterge niteliğindeki efektif alış kurları esas alınır ve bu hesaplamada ortaya çıkan ondalık küsuratlar tama iblağ edilir.

Yürürlükten kaldırılan tebliğ

MADDE 4- (1) 31/12/2024 tarihli ve 32769 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliği (Sıra No: 92) Değerli Kağıtlar yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

MADDE 5- (1) Bu Tebliğ 1/1/2026 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 6- (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.




Enflasyon Muhasebesi Uygulaması Banka ve Finans Şirketlerinde Kaldırıldı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), 18 Aralık 2025 tarihli ve 11340 sayılı Kurul Kararı ile bankalar ve finansal kuruluşlar için enflasyo…

 

 

 

Enflasyon Muhasebesi Uygulaması Banka ve Finans Şirketlerinde Kaldırıldı

 

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), 18 Aralık 2025 tarihli ve 11340 sayılı Kurul Kararı ile bankalar ve finansal kuruluşlar için enflasyon muhasebesi uygulamasının yapılmamasına hükmetti.

Kurumun 17 Aralık 2025 tarihli yazısına istinaden alınan kararla birlikte, 11 Ocak 2024 tarihli ve 10825 sayılı önceki Kurul Kararı yürürlükten kaldırıldı.

BDDK’nın duyurusuna göre, karar bankalar ile finansal kiralama, faktoring, finansman, tasarruf finansman ve varlık yönetim şirketlerini kapsıyor. Bu kuruluşlar 2025 yılı finansal tablolarında enflasyon muhasebesi uygulamayacaklar.

Kararın, ilgili Kuruluş Birliklerine duyurulmasına ve BDDK’nın internet sitesinde yayımlanmasına karar verildi.

Finansal Etki

Söz konusu adım, yüksek enflasyon ortamında bilanço ve kârlılık rakamlarının yeniden değerlenmesi uygulamasının finansal sektör açısından askıya alındığı anlamına geliyor. Böylece, bankaların 2025 yılı finansal sonuçları TMS 29 Enflasyon Muhasebesi Standardı dışında hazırlanacak.




Anayasa Mahkemesinin E: 2025/31 Sayılı Kararı – TTK Geçici 7/15 Ticaret Sicilinden Terkin Edilen Şirketlerin İhyası

Mevzuatın Adı: Anayasa Mahkemesinin 10/9/2025 Tarihli ve E: 2025/31, K: 2025/183 Sayılı Kararı 23 Aralık 2025 Tarihli Resmi Gazete Sayı: 33116 Anayasa…

 

 

Anayasa Mahkemesinin E: 2025/31 Sayılı Kararı – TTK Geçici 7/15 Ticaret Sicilinden Terkin Edilen Şirketlerin İhyası

Mevzuatın Adı: Anayasa Mahkemesinin 10/9/2025 Tarihli ve E: 2025/31, K: 2025/183 Sayılı Kararı

23 Aralık 2025 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 33116

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Esas Sayısı: 2025/31

Karar Sayısı: 2025/183

Karar Tarihi: 10/9/2025

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi (E.2025/31)

2. Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi (E.2025/36

İTİRAZLARIN KONUSU: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na 26/6/2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanun’un 38. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin;

A. (15) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,

B .(15) numaralı fıkrasına 23/5/2024 tarihli ve 7511 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen altıncı cümlenin,

Anayasa’nın 2., 10., 13., 35., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talepleridir.

OLAY: Ticaret sicilinden terkin edilen şirketlerin ihyası talebiyle açılan davalarda itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı geçici 7. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

GEÇİCİ MADDE 7- (Ek: 26/6/2012-6335/38 md.)

(1) 1/7/2015 tarihine kadar aşağıdaki hâlleri tespit edilen ya da bildirilen anonim ve limited şirketler ile kooperatiflerin tasfiyeleri ve ticaret sicilinden kayıtlarının silinmesi, ilgili kanunlardaki tasfiye usulüne uyulmaksızın bu madde uyarınca yapılır.

a) 24/6/1995 tarihli ve 559 sayılı Türk Ticaret Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname gereğince, sermayelerini anılan Kanun Hükmünde Kararname ile öngörülen tutarlara çıkarmamış anonim şirketler ile limited şirketler.

b) Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce veya 1/7/2015 tarihine kadar münfesih olan anonim ve limited şirketler.

c) Kooperatifler Kanunu hükümlerine göre herhangi bir nedenle dağılmış olan kooperatifler.

d) Sebebi ne olursa olsun aralıksız son beş yıla ait olağan genel kurul toplantıları yapılamayan anonim şirketler ile kooperatifler.

e) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiye işlemlerine başlanılmış ancak genel kurulun toplanamaması nedeniyle ara bilançoları veya son ve kati bilançosu genel kurula tevdi edilemediği için ticaret sicilinden terkin işlemi yapılamayan şirket ve kooperatifler.

(2) Davacı veya davalı sıfatıyla devam eden davaları bulunan şirket veya kooperatiflere bu madde hükümleri uygulanmaz.

(4) Ticaret sicili müdürlüklerince;

a) Kapsam dâhilindeki şirket ve kooperatiflerin ticaret sicilindeki kayıtlı son adreslerine ve sicil kayıtlarına göre şirket veya kooperatifi temsil ve ilzama yetkilendirilmiş kişilere bir ihtar yollanır. Yapılacak ihtar, ilan edilmek üzere Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi Müdürlüğüne aynı gün gönderilir. İlan, ihtarın ulaşmadığı durumlarda, ilan tarihinden itibaren otuzuncu günün akşamı itibarıyla, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmış tebligat yerine geçer. Ayrıca anılan ilan, bildirici niteliği haiz olarak ilgili ticaret ve sanayi odası veya ticaret, sanayi ya da deniz ticaret odasının internet sitesinde aynen yayımlanır.

b) 559 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince sermaye artırımında bulunmayarak münfesih olan şirketlere yapılacak ihtarda; ortaklarından, yönetici veya denetçilerden ya da müdürlerinden tebliğ tarihinden itibaren iki ay içinde tasfiye memurunun bildirilmesi, aksi takdirde, bu madde hükümlerine göre ticaret sicili kayıtlarından unvanın silineceği, şirkete ait malvarlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu açıkça yazılır.

c) Bu fıkranın (b) bendinde belirtilen şirketler dışında kalan kapsam dâhilindeki diğer münfesih şirketler ile kooperatiflerden ayrıca, faaliyetlerine devam etme isteğinde bulunmaları hâlinde münfesih olma nedenini ortadan kaldıran işlemlerin yapılarak ispat edici belgelerin bildirilmesi istenir.

(5) a) Tasfiye memuru olarak; şirket veya kooperatifin ortaklarından herhangi biri, ticaret siciline kayıtlı en son yetkilileri ya da bunların belirleyecekleri üçüncü şahıslar bildirilebilir. Tasfiye memuru olarak başka ortak veya yönetici tarafından bildirilen ortak veya yöneticiler ile üçüncü şahısların bu görevi kabul ettiklerine ilişkin yazılı beyan da bildirime eklenir. Üçüncü şahısların tasfiye memuru olarak tescil edilebilmeleri ortakların veya yöneticilerin hiçbirinin tasfiye memuru olarak bildirilmemiş olmasına bağlıdır.

b) Dördüncü fıkra uyarınca yapılan ihtar ve ilan üzerine süresi içinde tasfiye memurlarını bildiren şirket ve kooperatiflerin, tasfiye memurları ve tasfiye adresi, ilgili ticaret sicili müdürlüğü tarafından tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve ilgili odanın internet sitesinde ilan edilir.

c) Bu ilanda; şirket veya kooperatifin alacaklıları, alacaklarını kanıtlarıyla birlikte ilan tarihinden itibaren iki ay içinde tasfiye memurlarına bildirmeye davet edilir. Ayrıca ilanda, şirket veya kooperatifin mevcut malvarlığı ile alacak ve borçlarını gösterir listenin; belgeleri ile birlikte ilan tarihinden itibaren bir ay içinde, anonim şirket veya kooperatifin yönetim kurulu, kurulun bir veya birkaç üyesi, denetçileri, limited şirketlerde ise müdür veya müdürler tarafından ilgili tasfiye memuruna verilmesi ihtar edilir.

d) Bu fıkra gereğince yapılacak ilan, Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmış tebligat yerine geçer.

(6) a) Tasfiye memurları, alacaklıların alacaklarını bildirmeleri için öngörülen sürenin sonunda şirketin veya kooperatifin durumunu gösteren bir bilanço hazırlar ve tasfiyeyi altı ay içinde sonuçlandırır. Gerekli hâllerde bu süreyi aşmamak üzere, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca bir defaya mahsus olmak üzere ek süre verilebilir.

b) Tasfiye memurlarınca hazırlanan bilançoya göre şirket veya kooperatifin borçlarının varlığından fazla olması hâlinde tasfiye memurları durumu derhal alacaklılara bildirerek şirket veya kooperatifin iflasına karar verilmesi için mahkemeye başvuruda bulunmalarını ister. Bildirimde ayrıca, bildirim tarihinden itibaren üç ay içinde şirket veya kooperatifin iflası için mahkemeye müracaat edildiğinin bildirilmemesi hâlinde kaydın silineceği ihtar olunur. Alacaklıların başvurusu üzerine mahkeme iflasın açılmasına karar verir ve tasfiye İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yürütülür. Süresi içinde şirket veya kooperatifin iflası için mahkemeye müracaat edildiğinin bildirilmemesi hâlinde tasfiye memurlarının başvurusu üzerine ilgili şirket veya kooperatifin unvanı ticaret sicilinden silinir ve bu durum Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.

(7) Bu madde hükümlerine göre yapılacak tasfiye işlemlerinde, ilgili kanunların veya esas sözleşmelerin genel kurul kararı alınmasını zorunlu kılan hükümleri uygulanmaz.

(8) Bu madde kapsamında tasfiye memurlarınca düzenlenecek son ve kati bilançonun ticaret sicili müdürlüğüne verilmesi ile tasfiye sona ermiş kabul edilir ve şirketin unvanı ticaret sicilinden silinerek Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir. İflasına karar verilen şirket veya kooperatifin ise iflas işlemlerinin tamamlandığının bildirilmesi üzerine şirketin veya kooperatifin unvanı ticaret sicilinden silinir ve bu durum Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.

(9) Tasfiye memurlarına beşinci fıkranın (c) bendinde belirtilen bilgi ve belgelerin verilmemesi veya tasfiye memurlarınca da bu bilgi ve belgelere erişilememesi hâlinde durum ticaret sicili müdürlüğüne bildirilerek, başka bir işleme gerek kalmaksızın unvan silinir ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.

(10) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiye işlemlerine başlanılmış şirket veya kooperatiflerin genel kurullarının, kanunun öngördüğü asgari süre ve şartlara uygun olarak toplantıya çağrılmış olmasına rağmen iki defa üst üste toplanamaması ve bu durumun tevsik edilmesi kaydıyla tasfiye memuru tarafından son ve kati bilançonun ticaret sicili müdürlüğüne tevdi edilmesi ile tasfiye sona ermiş kabul edilir ve unvan ticaret sicilinden silinerek Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.

(11) Dördüncü fıkra uyarınca yapılan ihtar ve ilana rağmen, süresi içinde cevap vermeyen veya tasfiye memurunu bildirmeyen yahut durumunu kanuna uygun hâle getirmeyen veya faaliyette bulunduğunu adres ve kanıtlarıyla birlikte bildirmeyen şirket ve kooperatiflerin unvanı ticaret sicilinden resen silinir. Resen unvanı silinen şirket ve kooperatifler, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile ilgili odanın internet sitesinde ilan edilir.

(15) Bu maddede düzenlenmeyen hususlarda ilgili kanun ve esas sözleşmelerde öngörülen usullere göre hareket edilir. Bu madde gereğince tasfiye edilmeksizin unvanı silinen şirket veya kooperatiflerin ortaya çıkabilecek malvarlığı, unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal eder. Hazine bu şirket ve kooperatiflerin borçlarından sorumlu tutulmaz. Tasfiye memurlarının sorumlulukları konusunda, özel kanunlardaki sorumluluğa ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla bu Kanun veya Kooperatifler Kanunu hükümleri uygulanır. Ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak (…) mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir. (Ek cümle:23/5/2024-7511/16 md.) Bu maddede öngörülen usule uygun olarak kaydı silinen şirket veya kooperatifin ihyasına ilişkin yapılacak yargılamada ilgili ticaret sicili müdürlüğü aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmolunamaz.

II. İLK İNCELEME

A. E.2025/31 Sayılı Başvuru Yönünden

  1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/2/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

B. E.2025/36 Sayılı Başvuru Yönünden

  1. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/2/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. BİRLEŞTİRME KARARI

  1. 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na 26/6/2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanun’un 38. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (15) numaralı fıkrasına 23/5/2024 tarihli ve 7511 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen altıncı cümlenin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2025/36 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2025/31 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2025/31 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

IV. ESASIN İNCELENMESİ

  1. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un Geçici 7. Maddesinin (15) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

  1. 6102 sayılı Kanun’un 529 ila 531. maddelerinde anonim şirketin sona erme sebepleri düzenlenmiş; 533. maddesinde ise sona eren şirketin tasfiye hâline gireceği, tasfiye hâlindeki şirketin, pay sahipleriyle olan ilişkileri de dâhil, tasfiye sonuna kadar tüzel kişiliğini koruyacağı ve ticaret unvanını “tasfiye hâlinde” ibaresi eklenmiş olarak kullanacağı belirtilmiştir.
  2. Anılan Kanun’un 536 ila 548. maddelerinde anonim şirketlerin tasfiye usulü düzenlenmiştir. Kanun’un 643. maddesinin (1) numaralı fıkrasında limited şirketlerin tasfiye usulü ile tasfiyede şirket organlarının yetkileri hakkında anonim şirketlere ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 98. maddesinde de benzer şekilde anılan Kanun’da aksine açıklama olmayan hususlarda kooperatiflerin tasfiyesinin anonim şirketlerin tasfiye hükümlerine göre yapılacağı öngörülmüştür.
  3. 6102 sayılı Kanun’un 536 ila 548. maddelerinde anonim şirketin tasfiye usulüne ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Bu kapsamda tasfiye memurları, tasfiye memurlarının görevden alınması, tasfiye memurlarının aktifleri satma yetkisi, yetkilerin sınırlandırılması ve genişletilmesi, tasfiyeye konu mal varlığına ilişkin ilk envanter ve bilanço, alacaklıların çağrılması ve korunması, tasfiye sonucu dağıtma, defterlerin saklanması, şirket unvanının sicilden silinmesi, ek tasfiye ve tasfiyeden dönülmesine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
  4. Söz konusu hükümlere göre anonim şirketin tasfiyesinde şirket alacaklarının tahsil edilmesi, borçların ödenmesi, şirket ortaklarınca sermaye payları için yapılan ödemelerin yani pay bedellerinin iade edilmesi, şirketin varsa kalan aktifinin tasfiye payı olarak pay sahiplerine dağıtılması, şirkete ait ticaret unvanının sicilden silinmesi gibi işlemler gerçekleşmektedir. Dolayısıyla tasfiyenin tamamlanması, şirket tüzel kişiliğinin sona erdirilmesi ile şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin mal varlığı haklarını elde etmeleri açısından oldukça önem taşımaktadır. Zira sona erme şartlarını taşıyan şirkete ait mal varlığının -kanunda öngörülen istisnalar haricinde- tasfiye edilmeden doğrudan pay sahiplerine intikal etmesi mümkün değildir.
  5. Anılan Kanun’un 547. maddesinde ise ek tasfiye düzenlemiştir. Söz konusu maddeye göre tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğunun anlaşılması hâlinde son tasfiye memurlarının, yönetim kurulu üyelerinin, pay sahiplerinin veya alacaklıların şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar şirketin yeniden tescilini isteyebilecekleri ve mahkemenin istemin yerinde olduğuna kanaat getirmesi hâlinde şirketin ek tasfiye için yeniden tesciline karar vereceği hükme bağlanmıştır.
  6. Kanun’un geçici 7. maddesinde ise münfesih olmasına veya sayılmasına karşın tasfiye edilmeyerek ticaret sicili kayıtlarından terkin edilmeyen anonim ve limited şirketler (şirketler) ile kooperatiflerin tasfiyelerine ve sicilden terkinine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Bu çerçevede münfesih olan veya sayılan şirketler ile kooperatiflerin anılan genel hükümlere nazaran kolaylaştırılmış bir usulde tasfiye edilerek unvanlarının sicilden silinmesine ve bunun mümkün olmaması hâlinde ise unvanlarının sicilden resen silinmesine yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Bu itibarla anılan maddede genel tasfiye usulünün istisnası olarak ticaret unvanının sicilden resen silinme usullerinin düzenlendiği anlaşılmaktadır.
  7. Maddenin (1) numaralı fıkrasında bu maddeye göre tasfiye edilecek ve ticaret sicilinden silinecek şirket ve kooperatifler belirlenmiştir. Bu kapsamda sermayelerini mevzuatta öngörülen sürede belirtilen tutarlara çıkarmamış olan şirketlerin, Kanun’un yürürlük tarihinden önce veya 1/7/2015 tarihine kadar münfesih sayılan şirketlerin, dağılmış sayılan kooperatiflerin, son beş yıla ait olağan genel kurul toplantıları yapılamayan anonim şirketlerin ve kooperatifler ile Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiye işlemlerine başlanmış ancak genel kurulun toplanamaması nedeniyle bilançoları genel kurula tevdi edilemediği için ticaret sicilinden terkin işlemi yapılamamış olan şirketlerin ve kooperatiflerin bu madde kapsamında tasfiye edileceği belirtilmiştir. (2) numaralı fıkrada ise davacı veya davalı sıfatı devam eden şirket ve kooperatifler maddenin kapsamı dışında tutulmuştur.
  8. (4) numaralı fıkranın (a) bendinde maddeye göre yapılacak tasfiye usulü kapsamında ilgili şirket ve kooperatife ihtar yapılması gerekliliği ile bu ihtarın içeriği, ilanı ve tebliğine ilişkin düzenlemelere yer verilmiş; (b) bendinde sermaye artırımında bulunmayarak münfesih olan şirketlere yapılacak söz konusu ihtarda ortaklarından, yönetici veya denetçilerinden ya da müdürlerinden tebliğ tarihinden itibaren iki ay içinde tasfiye memurunun bildirilmesi, aksi takdirde bu madde hükümlerine göre ticaret sicili kayıtlarından unvanın silineceği, şirkete ait mal varlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu hususunun açıkça yazılacağı; (c) bendinde (b) bendinde belirtilen şirketler dışında kalan kapsam dâhilindeki diğer münfesih şirketler ile kooperatiflerden ayrıca, faaliyetlerine devam etme isteğinde bulunmaları hâlinde münfesih olma nedenini ortadan kaldıran işlemlerin yapılarak ispat edici belgelerin bildirilmesinin isteneceği öngörülmüştür.
  9. (5) numaralı fıkrada ihtar üzerine şirket veya kooperatif tarafından tasfiye memurlarının bildirilmesi hâlinde tasfiye memurlarının ve tasfiye adreslerinin ilgili ticaret sicili müdürlüğü tarafından tescil edilerek Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ve ilgili odanın internet sitesinde ilan edileceği, ayrıca bu ilanda, şirket veya kooperatifin mevcut mal varlığı ile alacak ve borçlarını gösterir listenin belgeleri ile birlikte ilan tarihinden itibaren bir ay içinde anonim şirket veya kooperatifin yönetim kurulu, kurulun bir veya birkaç üyesi, denetçileri, limited şirketlerde ise müdür veya müdürleri tarafından ilgili tasfiye memuruna verilmesinin ihtar edileceği düzenlenmiştir.
  10. (6), (7) ve (8) numaralı fıkralarda tasfiye memurlarınca yapılacak tasfiye işlemlerinin usulü, bu kapsamda şirket veya kooperatifin iflası, iflas talebi için mahkemeye müracaat edilmemesi, tasfiye ya da iflas kararı verilmesi hâlinde şirketin veya kooperatifin unvanının sicilden silinmesi ve ilanı hükme bağlanmıştır. (9) numaralı fıkrada ise (5) numaralı fıkranın (c) bendinde belirtilen bilgi ve belgelerin tasfiye memurlarına verilmemesi veya tasfiye memurlarınca da bu bilgi ve belgelere erişilememesi ve bu durumun bildirimi üzerine unvanın silinmesi ve bunun ilanı düzenlenmiştir. (10) numaralı fıkrada bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiyesine başlanan şirket veya kooperatiflerin genel kurullarının iki defa üst üste toplanamaması hâlinde son ve kati bilançonun sicile tevdii üzerine tasfiyenin sona ermiş sayılması ve unvanın sicilden silinerek bu hususun ilanı hükme bağlanmıştır.
  11. (11) numaralı fıkrada (4) numaralı fıkraya göre yapılan ihtar ve ilana süresi içinde cevap vermeyen ya da tasfiye memuru bildirmeyen, durumunu kanuna uygun hâle getirmeyen veya faaliyette bulunduğu adresi kanıtlamayan şirket ve kooperatiflerin sicilden tasfiye edilmeksizin resen terkin edileceği öngörülmüştür.
  12. (12) numaralı fıkrada (6) numaralı fıkranın (b) bendi, (9) numaralı fıkra ve (11) numaralı fıkra uyarınca ticaret sicilinden unvanları silinecek şirket veya kooperatiflerin borçlarının, unvanlarının silinmesine engel teşkil etmeyeceği belirtilmiştir.
  13. (15) numaralı fıkranın itiraz konusu ikinci cümlesinde madde gereğince tasfiye edilmeksizin unvanı silinen şirket veya kooperatiflerin ortaya çıkabilecek mal varlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği hükme bağlanmıştır. Buna göre madde kapsamında sicilden silinen şirket veya kooperatifin tasfiyesiz sona ermesi nedeniyle tasfiyeye tabi tutulamayan mal varlığı Hazineye devredilecektir. Anılan fıkranın üçüncü cümlesinde Hazinenin bu şirket ve kooperatiflerin borçlarından sorumlu tutulmayacağı belirtilmiştir. Fıkranın beşinci cümlesine göre ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak mahkemeye başvurmak suretiyle şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilecektir.

2. İtirazın Gerekçesi

  1. Başvuru kararında özetle; şirketlerin ihyasını talep etme hakkını beş yıllık süreyle sınırlayan hükmün Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi üzerine alacaklılar ve hak sahipleri için şirketin ihyasını talep etme hakkının süresiz hâle geldiği, bu duruma karşılık itiraz konusu kural kapsamında alacak ve hakların teminatını oluşturan şirketin mal varlığının sicilden silinmesinden itibaren on yıl sonra Hazineye devrinin öngörülmesinin çelişki oluşturduğu, ek tasfiyeyi düzenleyen 6102 sayılı Kanun’un 547. maddesinde mal varlığının Hazineye devrine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği, kuralın mülkiyet hakkını ihlal ettiği, alacaklıların ve borçluların teminatı olan şirketin mal varlığını elde etmek için başvurabilecekleri dava yolunu süre sınırı getirmek suretiyle etkisizleştirdiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

  1. Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Birey özgürlüğü ile doğrudan ilgili olan mülkiyet hakkı, bireye, emeğinin karşılığına sahip olma ve geleceğe yönelik planlar yapma imkânı tanıyan temel bir haktır (AYM, E.2023/49, K.2024/54, 22/2/2024, § 12).
  2. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak ile şirket ortaklık payları veya menkul kıymetleri mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (AYM, E.2016/144, K.2020/75, 10/12/2020, § 331; Mahmut Duran ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
  3. İtiraz konusu kural kapsamında mal varlıkları Hazineye intikal eden şirket veya kooperatiflerin söz konusu mal varlığı üzerinde pay sahibi olanların ortaklık payı ve tasfiye payından kaynaklanan hakları ile şirket veya kooperatiften alacaklı olanların ileri sürülebilecekleri alacak ve diğer maddi hakların Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında mülk teşkil ettiği açıktır.
  4. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf etme imkânı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına getirilmiş bir sınırlama niteliğindedir (AYM, E.2019/50, K.2019/96, 25/12/2019, § 14).
  5. 6102 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesi kapsamında yer alan şirketlerin ve ana sözleşmesinde hüküm bulunması hâlinde kooperatiflerin ortaklarının tasfiye sonucunda arta kalan mal varlığı değerini (tasfiye payı) alma hakkı bulunmaktadır. Dolayısıyla kural nedeniyle tasfiye payına konu olabilecek mal varlığının Hazineye devri söz konusu olabilecektir.
  6. Öte yandan kuralla sicilden resen terkin edilen şirketlerin ve kooperatiflerin mal varlığının Hazineye intikal ettirilmesinin şirket ve kooperatiflerin borçlarının bu mal varlığı üzerinden karşılanma ihtimalini de ortadan kaldırmaktadırZira tasfiyenin önemli aşamalarından birisini tasfiyeye konu mal varlığından borçların ödenerek alacaklılarının tatmin edilmesi oluşturmaktadır. Nitekim anılan maddenin (15) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinde Hazinenin bu şirket ve kooperatiflerin borçlarından sorumlu olmayacağı düzenlenmiştir. Buna göre şirket veya kooperatif alacaklılarının terkinden itibaren on yıl geçtikten sonra şirket veya kooperatifin mal varlığından alacaklarını tahsil etme imkânları ortadan kalkacaktır.
  7. Bu itibarla kuralda tasfiye edilmeksizin unvanı silinen şirket veya kooperatiflerin ortaya çıkabilecek mal varlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceğinin öngörülmesi suretiyle mülkiyet hakkına sınırlama getirilmektedir.
  8. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik sınırlamaların kanunda öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Öte yandan mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.
  9. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre mülkiyet hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.
  10. Anayasa’nın anılan hükümleri uyarınca mülkiyet hakkına yapılan sınırlamalarda gözetilecek öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.
  11. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
  12. Kuralla şirket ve kooperatiflere ait mal varlığının Hazineye devredilmesinin kapsam ve şartlarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
  13. Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabilmektedir. Kamu yararı kavramı mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlanması imkânı vermekle bir sınırlama amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörmek suretiyle sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (AYM, E.2022/105, K.2023/54, 22/3/2023, § 27; Nusrat Külah [2. B.], B. No: 2013/6151, 21/4/2016, § 53; Yunis Ağlar [1. B.], B. No: 2013/1239, 20/3/2014, § 28).
  14. Anılan Kanun’un geçici 7. maddesi kapsamında tasfiye edilmeksizin unvanı silinen şirket veya kooperatiflerin unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl süreyle kullanılmayan ya da ihya davasıyla ilgililerce tasfiyeye konu edilmeyen mal varlığının Hazineye intikal ettirilerek ekonomiye kazandırılmasının ve atıl kalmasının önlenmesi suretiyle sicilden silinen şirket ve kooperatiflerin mal varlıklarına ilişkin belirsizliğin ortadan kaldırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kuralın meşru amaç taşıdığı açıktır.
  15. Bununla birlikte mülkiyet hakkı bağlamında getirilen sınırlamanın kanunilik ve meşru amaç şartlarını taşıması yeterli olmayıp aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
  16. Tasfiye edilmeksizin unvanı sicilden silinen şirket veya kooperatiflerin mal varlığının sicilden silinme tarihinden itibaren on yıl sonra Hazineye intikalini öngören kuralın meşru amaç bakımından elverişli olmadığı söylenemez.
  17. Kuralın gerekliliği ile ilgili olarak yapılacak incelemede unvanı sicilden silinen şirket veya kooperatiflere ait mal varlığının ekonomiye kazandırılması amacına daha hafif bir sınırlama aracıyla ulaşılmasının mümkün olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.
  18. Bu bağlamda unvanın sicilden silinmesinden itibaren on yıl geçen şirket ve kooperatiflerin ortaklarına tasfiye payını elde etme veya alacaklılarına alacaklarını tahsil etme imkânı tanınmak suretiyle şirket ve kooperatiflerin mal varlığının aktif olarak değerlendirilmesi söz konusu olabilir. Böylelikle mal varlığı üzerinden tasfiye payının alınması veya alacakların tahsil edilmesi suretiyle şirket veya kooperatiflerin malvarlığının ekonomik yönden işlevsel hale gelmesi sağlanarak kuralla öngörülen amaca ulaşılabilecektir.
  19. Kuralda mal varlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği öngörülmekle birlikte şirket veya kooperatif ortaklarının ve alacaklılarının anılan madde kapsamında yapılan işlemler ve intikalden haberdar olmalarını sağlayacak bir mekanizma öngörülmemiştir. Buna karşılık atıl durumda olan şirket ve kooperatif mal varlığının öncelikle tasfiye payı alma hakkına sahip olan ortaklar ve şirket veya kooperatiften alacaklı olan kişiler tarafından değerlendirilmesine imkân sağlayan bir yöntemin oluşturulması suretiyle de anılan meşru amaca ulaşmak mümkündür.
  20. Bu itibarla kural kapsamında on yıl önce unvanı sicilden silinen şirket ve kooperatifin mal varlığının ortakları veya alacaklıları tarafından değerlendirilmesine imkân tanınmaksızın mal varlığının Hazineye intikal ettirilmesi suretiyle mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın meşru amaca ulaşmak bakımından gerekli olduğu söylenemez.
  21. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kural Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 40. maddesi yönünden incelenmemiştir.

B. Kanun’un Geçici 7. Maddesinin (15) Numaralı Fıkrasının Altıncı Cümlesinin İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

  1. 6102 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin (15) numaralı fıkrasının beşinci cümlesinde ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanların haklı sebeplere dayanarak mahkemeye başvurmak suretiyle şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilecekleri belirtilmiştir.
  2. Anılan madde kapsamında ihya, madde uyarınca genel hükümlere nazaran kolaylaştırılmış usulde tasfiye olunan veya yine bu maddeye göre tasfiye edilmeksizin resen sicilden silinen şirketler ile kooperatiflerin yeniden sicile tescil edilerek tüzel kişilik kazanmaları amacıyla öngörülmüş hukuki bir kurumdur. Böylelikle alacaklılar ile hukuki menfaatleri bulunan diğer kişilerin haklı sebeplere dayanarak ilgili şirketin veya kooperatifin tüzel kişilik kazanmasını sağlamak amacıyla mahkemeye başvurmasına imkân tanınmıştır.
  3. Söz konusu haklı sebepler kapsamında kanunda öngörülen usule uyulmadan sicilden silme işleminin yapılması, sicilden silinen şirket veya kooperatife ait bazı aktiflerin sonradan ortaya çıkması, şirket organlarına karşı sorumluluk davasının açılması veya şirket lehine bir davanın açılması ya da şirkete karşı dava açılması veya icra takibinin başlatılması gerekliliği gibi şirketin tüzel kişiliğinin, dolayısıyla hak ve fiil ehliyetinin bulunmasını zorunlu kılan hâller örnek gösterilebilir (AYM, E.2023/33, K.2023/117, 22/6/2023, § 29).
  4. Yargı kararlarında da belirtildiği üzere madde kapsamında sicilden silinen şirket veya kooperatiflerin ihyası için yasal hasım olması nedeniyle ilgili ticaret sicil müdürlüğüne karşı dava açılması gerektiği anlaşılmaktadır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2024/1311, K.2024/1830, 6/3/2024; E.2024/1198, K.2024/1751, 5/3/2024; E.2024/404, K.2024/1038, 13/2/2024; E. 2023/3144, K.2023/3825, 15/6/2023).
  5. Anılan fıkranın itiraz konusu beşinci cümlesinde maddede öngörülen usule uygun olarak kaydı silinen şirket veya kooperatifin ihyasına ilişkin olarak yapılacak yargılamada ilgili ticaret sicili müdürlüğü aleyhine yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmolunmayacağı belirtilmiştir.
  6. Söz konusu Kanun’un 547. maddesinde, Kanun’daki olağan usule göre tasfiye edilerek ticaret sicilinden silinen şirketlerin ek tasfiyesi düzenlenirken anılan madde kapsamında ek tasfiye talebiyle açılan davada yargılama giderlerinden sorumluluğu düzenleyen özel bir hüküm öngörülmemiştir.
  7. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 323. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yargılama giderlerinin kapsamı belirlenmiştir. Buna göre yargılama giderleri genel olarak harçlardan, masraflardan ve vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinden oluşmaktadır.
  8. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 11. maddesinin birinci fıkrasında genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu işlemin yapılmasını isteyen tarafın ödemekle yükümlü olduğu, üçüncü fıkrasında ise herhangi bir istek olmaksızın resen yapılacak işlemlere ait harçların, aksine hüküm yoksa lehine işlem yapılan kişilerden alınacağı hükme bağlanmıştır. Dava masrafları ise işin niteliğine göre davacıdan veya davalıdan tahsil edilebilmektedir.
  9. 6100 sayılı Kanun’un 326. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre kanunda yazılı hâller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. Söz konusu maddenin (2) numaralı fıkrasında da davada iki taraftan her birinin kısmen haklı çıkması hâlinde mahkemece yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranına göre paylaştırılacağı öngörülmüştür. Anılan Kanun’un 330. maddesinde ise vekil ile takip edilen davalarda mahkemece kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücretinin haklı çıkan taraf lehine hükmedileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla dava ve takiplerde yargı harçları, masraflar ve vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderleri ilke olarak haksız çıkan tarafa yüklenmektedir. Böylece dava veya takipte haksız çıkan tarafın, karşı tarafın bu dava veya takip sebebiyle yapmak zorunda kaldığı yargılama giderlerini karşılaması sağlanmaktadır.
  10. İtiraz konusu kurala göre ise 6102 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinde kapsamında sicilden silinen şirket veya kooperatifin ihyası için ticaret sicil müdürlüklerine karşı açılan ihya davalarının kabul edilmesi hâlinde şirket veya kooperatifin ihyasını talep eden davacı lehine hüküm kurulmasına rağmen bu kişilerin dava nedeniyle yaptıkları yargılama giderleri üzerlerinde bırakılacak ve lehlerine vekâlet ücretine hükmedilmeyecektir.

2. İtirazın Gerekçesi

  1. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurala göre şirket veya kooperatifin ticaret sicilinden hukuka aykırı bir şekilde unvanının silinmesine rağmen ihya davası açan ve söz konusu şirket veya kooperatifle organik bağlantısı bulunmaması nedeniyle terkin işlemiyle de herhangi bir ilgisi olmayan kişilerin davayı kazanmaları hâlinde dahi yargılama giderlerinden sorumlu tutuldukları, kuralla mülkiyet ve mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin meşru ve haklı bir amacının bulunmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

  1. Anayasa’nın 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir./Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” denilmektedir.
  2. Anılan maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birini oluşturmaktadır. Kişinin bir haksızlığa uğradığını iddia edebilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, uğradığı zararı giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2023/29, K.2024/112, 30/5/2024, § 17; E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, § 11).
  3. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin ya da zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10; E.2022/104, K.2023/28, 16/2/2023, § 10; E.2021/37, K.2021/63, 22/9/2021, § 17).
  4. Dava hakkının da etkili bir şekilde kullanılabilmesi hukuk ve ceza yargılamaları ile idari yargılamalarda kişilere yargılama nedeniyle katlandıkları masrafların haklılık durumuna göre sorumlu taraftan tahsil edilmesi için gerekli imkânların sağlanmasıyla mümkündür. Yargılama gideri olan harç, vekâlet ücreti ve diğer masrafların miktarının hangi taraftan tahsil edileceğinin ve buna ilişkin şartların da bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir.
  5. Bu itibarla dava aşamasında kimin lehine ya da aleyhine hükmedileceği belli olmayan bu ücret yükümlülüğü, bir usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir (Serkan Acar [1. B.], B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38; Mehmet Okutan ve Mustafa Okutan [2. B.], B. No: 2018/293, 18/5/2021, § 43).
  6. Tarafların aleyhine vekâlet ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmesi ve yargılama sürecinde yüklendikleri giderlerin karşı tarafa yükletilmesi talebinin reddedilmesi mahkemeye erişim hakkını sınırlamaktadır (benzer yönde bkz. AYM, E.2023/160, K. 2024/77, 14/3/2024, § 10; Hilmi Kocabey ve diğerleri [1. B.], B. No: 2018/27686, 17/11/2021, § 98). Bunun yanında taraflar lehine hükmedilmesi gereken vekâlet ücretinden yoksun bırakılması sonucunu doğuran uygulamalar da anılan hak açısından sınırlamalara neden olabilir (AYM, E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, § 21).
  7. İtiraz konusu kural kapsamında 6102 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesi uyarınca ticaret sicilinden unvanı silinen şirket veya kooperatiflerin ihyası için açılan davanın davacı lehine sonuçlanmasına rağmen söz konusu tarafın yargılama giderleri ve vekâlet ücretinden yoksun bırakılması suretiyle mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilmektedir.
  8. Kuralda ihya davasında yargılama giderleri ve vekâlet ücretiyle ilgili sorumluluğun kapsam ve sınırlarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmıştır.
  9. Anayasa’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir.
  10. Ayrıca adil yargılanma hakkı, niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira bu hakkın Anayasa’da ifade edilmiş olması kendi başına bir anlam taşımamakta, bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargı teşkilatını kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Devletin düzenleme yetkisini haiz olduğu alanlarda belirli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu sebeple adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamalar getirilirken kanun koyucuyu bağlayan belirli bir meşru amaçlar listesi bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır (Bekir Sözen [GK], B. No: 2016/14586, 10/11/2022, § 74).
  11. Kuralın gerekçesinde düzenlemenin, anılan madde gereğince sicilden silinen şirket veya kooperatifler hakkında açılan ihya davalarında madde hükümlerini uygulamakla yükümlü olan ve madde uyarınca gerekli işlemleri yerine getiren ticaret sicili müdürlükleri aleyhine yargılama giderlerine ve vekâlet ücretine hükmedilmesi uygun olmadığından uygulamada yaşanan tereddüt ve mağduriyetleri ortadan kaldırmayı amaçladığı belirtilmiştir. Bu itibarla kuralın ihya davasının -yasal hasım olması nedeniyle- ilgili ticaret sicil müdürlüğüne karşı yürütülmesinin zorunlu olduğu dikkate alındığında davalı ticaret sicil müdürlüğünün yargılama gideri ve vekâlet ücreti yüküyle karşılaşmaması amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
  12. Yargılama giderlerine ve vekâlet ücretine hükmedilmesinde ilke olarak dava sonunda haklı çıkma ölçütü esas alınmaktadır. Kural ise yargılama giderlerinin ve vekâlet ücretinin haksız çıkan tarafa yükletileceği ilkesini ilgili ticaret sicil müdürlüğü lehine değiştirmekte, davanın sonucundan bağımsız olarak davalı ticaret sicil müdürlüğü aleyhine yargılama giderlerine ve vekâlet ücretine hükmedilememesini öngörmektedir. İhya davasının ilgili ticaret sicil müdürlüğüne karşı yürütülmesinin zorunlu olması nedeniyle kamuya mali külfet yüklenmemesi gerektiği düşüncesi, şirket veya kooperatifin ticaret sicil müdürlüğünün anılan Kanun’a aykırı işlemi nedeniyle sicilden terkin edildiğinin tespit edildiği bir davada devletin yargılama gideri yapmasına sebebiyet verdiği davacının katlandığı mali külfeti telafi etme yükümlülüğünün ortadan kaldırılmasını meşru hâle getirmez.
  13. Bu itibarla kural kapsamında ticaret sicil müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen sicilden terkin işleminin hukuka uygun olup olmadığı yönünden hiçbir değerlendirme yapılmasına imkân tanınmaksızın kategorik bir yaklaşımla ticaret sicil müdürlüğü aleyhine yargılama giderlerine ve vekâlet ücretine hükmedilememesi suretiyle mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın anayasal anlamada meşru amacının bulunduğu söylenemez.
  14. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 10. ve 35. maddeleri yönünden incelenmemiştir.

V. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ

  1. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
  2. 6102 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin (15) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin (4) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…şirkete ait malvarlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu…” ibaresi ile (15) numaralı fıkranın üçüncü cümlesinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptalleri gerekir.

VI. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU

  1. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
  2. 6102 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin (4) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…şirkete ait malvarlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu…” ibaresi ile (15) numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu kurallara ilişkin iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.

VII. HÜKÜM

13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na 26/6/2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanun’un 38. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin;

A. (4) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…şirkete ait malvarlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu…” ibaresinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,

B. (15) numaralı fıkrasının;

1. İkinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,

2. Üçüncü cümlesinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,

C. (15) numaralı fıkrasına 23/5/2024 tarihli ve 7511 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen altıncı cümlenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,

10/9/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

 
 
 

FAQ – Sık Sorulan Sorular

1) Bu Anayasa Mahkemesi kararı neyi değiştiriyor?

Karar, TTK Geçici 7 kapsamında tasfiye yapılmadan sicilden resen terkin edilen şirket/kooperatifler bakımından iki ana sonucu doğuruyor:

  1. “10 yıl sonra malvarlığı Hazineye intikal eder” düzenlemesi (ve bağlantılı hükümler) iptal edildi.
  2. İhya davasında ticaret sicili müdürlüğü aleyhine yargılama gideri/vekâlet ücreti verilemez kuralı iptal edildi.

2) “10 yıl sonra Hazineye intikal” hükmü hemen mi kalktı?

Hayır. AYM, bu iptaller için 9 ay yürürlük ertelemesi yaptı.

  • Karar RG’de 23.12.2025 yayımlandı.
  • Erteleme süresi bittiğinde iptal hükümleri 23.09.2026 tarihinde yürürlüğe girer.

3) Hangi hükümler iptal edildi?

Özetle:

  • Geçici 7/15 ikinci cümle: “Tasfiye edilmeksizin unvanı silinenlerin ortaya çıkabilecek malvarlığı 10 yıl sonra Hazineye intikal eder.” → iptal (23.09.2026 yürürlük)
  • Geçici 7/15 üçüncü cümle: “Hazine borçlardan sorumlu tutulmaz.” → iptal (23.09.2026 yürürlük)
  • Geçici 7/4-(b)’deki 10 yıl–Hazineye intikal ibaresi → iptal (23.09.2026 yürürlük)
  • Geçici 7/15’e 7511 ile eklenen 6. cümle: “İhya yargılamasında sicil müdürlüğü aleyhine gider/vekâlet olmaz.” → iptal (RG yayımla: 23.12.2025 itibarıyla)

4) İhya davası nedir?

Sicilden terkin edilmiş şirket/kooperatifin, haklı sebeplerle yeniden tescil edilip tüzel kişilik kazanması için açılan davadır. Genellikle; alacak tahsili, dava/ icra takibi yürütme, sonradan ortaya çıkan aktiflerin tasfiyesi gibi durumlarda gündeme gelir.

5) İhya davasında kim davalı gösterilir?

Uygulamada (ve kararda atıf yapılan içtihatlarda) ihya davalarında yasal hasım olarak ilgili ticaret sicili müdürlüğü gösterilir.

6) İhya davasını kazanan kişi artık yargılama gideri ve vekâlet ücreti alabilir mi?

Evet. AYM’nin iptal ettiği düzenleme, davacı haklı çıksa bile sicil müdürlüğü aleyhine gider/vekâlet hükmedilmesini kategorik olarak engelliyordu. Bu engel 23.12.2025 itibarıyla kalktı.

Not: Mahkeme, HMK genel ilkeleri çerçevesinde somut olaya göre değerlendirme yapar.

7) Peki 23.09.2026’ya kadar “10 yıl sonra Hazineye intikal” yine uygulanacak mı?

Evet, erteleme nedeniyle 23.09.2026’ya kadar ilgili “10 yıl–Hazineye intikal” sistemi mevzuatta yürürlükte kalır. Ancak bu dönemde açılan davalarda mahkemelerin yaklaşımı somut olaya göre değişebilir; iptal kararının gerekçesi taraflarca argüman olarak kullanılabilir.

8) AYM neden “10 yıl sonra Hazineye intikal” kuralını iptal etti?

AYM’ye göre düzenleme, ortaklar ve alacaklılar bakımından mülkiyet hakkına müdahale ediyor ve ölçülülük/gereklilik şartını karşılamıyor. Özellikle, ilgililerin haberdar olmasını ve malvarlığını değerlendirebilmesini sağlayan bir mekanizma yokken malvarlığının doğrudan Hazineye geçmesi gerekli görülmedi.

9) Hazineye intikal iptal edilince terkinli şirketin malvarlığı ne olacak?

23.09.2026 sonrası için kanun koyucunun doğacak boşluğu nasıl dolduracağı belirleyici olur. AYM “ekonomi/atıl varlık” amacını meşru görse de, bunun daha hafif yöntemlerle sağlanabileceğini söylüyor. Yeni düzenleme gelene kadar uygulamada “ihya/ek tasfiye” gibi yollar daha çok önem kazanabilir.

10) Karar geçmişe etkili mi?

AYM iptal kararları kural olarak Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren sonuç doğurur; geriye yürümez. Bu kararda ayrıca bazı hükümler için ileri tarihli yürürlük (9 ay) belirlenmiştir.

11) Bu karar sadece anonim şirketleri mi kapsıyor?

Hayır. Geçici 7 maddesi anonim ve limited şirketler ile kooperatifler için uygulanıyor; karar da bu kapsamla ilgili.

12) Pratikte kimler için önemli?

Terkin edilmiş şirket/kooperatif alacaklıları

Ortaklar (tasfiye payı/ortaklık payı menfaati olanlar)

Şirketle ilgili dava veya icra takibi yürütmek isteyenler

Sonradan ortaya çıkan taşınmaz/aktif gibi varlıklarla karşılaşanlar

 

Başkan: Kadir ÖZKAYA

Başkanvekili: Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili: Basri BAĞCI

Üye: Engin YILDIRIM

Üye: Rıdvan GÜLEÇ

Üye: Recai AKYEL

Üye: Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Üye: Yıldız SEFERİNOĞLU

Üye: Selahaddin MENTEŞ

Üye: İrfan FİDAN

Üye: Kenan YAŞAR

Üye: Muhterem İNCE

Üye: Yılmaz AKÇİL

Üye: Ömer ÇINAR




Serbest Bölge İçinde Yapılan Satış – Özelge

T.C. GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI İstanbul Defterdarlığı Gelir Kanunları Gelir ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü Sayı: E-62030549-125- Tarih: 09.09.202…

 

 

Serbest Bölge İçinde Yapılan Satış – Özelge

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Defterdarlığı

Gelir Kanunları Gelir ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

Sayı: E-62030549-125-

Tarih: 09.09.2025

Konu: Serbest Bölge İçinde Yapılan Satış

İlgi: ……..

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden; İstanbul … Serbest Bölgesi içinde yer alan şubenizde elastomer iplik hammaddesinin tarafınızca işlenerek …GTİP ürün kodunda bulunan “…” üretimi faaliyetinde bulunulduğu, söz konusu ürünleri hammadde olarak  aynı serbest bölge içerisinde medikal mamullerin üretim faaliyetinde bulunan firmaya satışının yapıldığı, ürünlerinizin alıcı firma tarafından üretimde kullanıldığı ve nihai ürünün genelde yüzde 85 ini aşan kısmının yurt dışına geri kalan kısmının da yurt içine satıldığı belirtilerek ürünlerinizin serbest bölgedeki firmaya satılması işleminin 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yapılan değişiklik kapsamında ihracat olarak kabul edilip edilmeyeceği ve ihracat olarak kabul edilmesi durumunda 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kurumlar vergisi yönünden istisna kabul edilip edilemeyeceği hususlarında görüş talep edildiği anlaşılmaktadır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca, Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihi içeren yılın vergilendirme döneminin sonuna kadar; serbest bölgelerde üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin bu bölgelerde imal ettikleri ürünlerin yurt dışına satışından elde ettikleri kazançları ile serbest bölgelerde, bakım, onarım, montaj, demontaj, elleçleme, ayrıştırma, ambalajlama, etiketleme, test etme, depolama hizmeti alanlarında faaliyette bulunan ve hizmetin tamamını Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurt dışında bulunanlara veren hizmet işletmelerinin, söz konusu hizmetlere konu malların serbest bölgelerden Türkiye’ye herhangi bir şekilde girişi olmaksızın yabancı bir ülkeye gönderilmesi şartıyla bu hizmetlerden elde ettikleri kazançları gelir veya kurumlar vergisinden müstesna tutulmuştur. Bu fıkrada yer alan “imal ettikleri ürünlerin” ibaresi 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 24 üncü maddesi ile “imal ettikleri ürünlerin yurt dışına” şeklinde değiştirilerek metne işlenmiştir. 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesi ile bu değişikliğin 1/1/2025 tarihinden itibaren elde edilen kazançlara uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.

Bu itibarla, şirketiniz tarafından serbest bölge içerisinde üretilen ürünlerin doğrudan yurt dışına ihraç edilmeyip, aynı serbest bölge sınırları içerisinde faaliyet gösteren başka bir firma tarafından hammadde olarak kullanılarak farklı bir ürünün imalatında değerlendirilmesi ve söz konusu ürünün niteliği değiştirilerek yurt dışına satılması, işletmeniz tarafından gerçekleştirilmiş bir ihracat olarak kabul edilemeyeceğinden, anılan satışlardan elde edilen kazançların, 3218 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi kapsamında kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.